Sosyal Medya Düzenlemesi Çocukların Güvende Olmasını Sağlayacak mı?
Türkiye’de 1 Kasım’da sosyal medya düzenlemesi başlıyor. Peki, Avustralya başta olmak üzere daha önce benzer kısıtlamalara giden ülkelerde sonuçlar nasıl? Bu uygulamaların çocukları koruyup korumadığını ve hangi platformlara yöneldiklerini nasıl anlayacağız?
Fatma Betül Ercan
Avustralya’nın çevrim içi güvenlik kurumu eSafety Commissioner, 16 yaş altına yönelik sosyal medya kısıtlamasının ilk üç ayındaki deneyimleri incelemek için çocuklar ve ebeveynleriyle Kasım–Aralık 2025’te ve Mart–Nisan 2026’da yapılan anketlerin verilerini karşılaştırdı. Buna göre, son dört haftada yaş kısıtlaması olan bir platform kullandığını belirten 10-15 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 85,9’dan yüzde 81,5’e indi. Buna karşın günde en az bir kez mesajlaşan çocukların oranı ise yüzde 40,5’ten yüzde 52,3’e çıktı. Araştırmanın sonucuna göre kısıtlama çocukları çevrim içi dünyadan uzaklaştırmadı aksine kullanım alanlarını ve biçimini değiştirdi.
Türkiye de 1 Kasım 2026’da benzer bir sürece giriyor. Resmî Gazete’de yayımlanan “Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik” 15 yaş altındaki çocuklara sosyal medya hizmeti sunulmasını kısıtlıyor. Yönetmelik, 15-18 yaş arasındaki çocukların sosyal medya hesaplarını ise “varsayılan” olarak gizli tutan ve canlı yayını kapatan ayrıştırılmış bir model getiriyor. Yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak.
Çocukların dijital ortamdaki güvenliği ile bilişsel ve duygusal sağlığı düşünülerek tasarlanan bu uygulamanın başarısını üç unsur belirleyecek: Sonuçların düzenli izlenmesi, sosyal medyadan ayrılan çocukların yöneldiği alanlardaki (özellikle dijital oyunlar ve mesajlaşma uygulamalarındaki) risklerin tanımlanması ve yapay zekâ sohbet botlarındaki risklerin tasarım aşamasında denetlenmesi.
Etkisini Ölçmediğimiz Uygulamaları İyileştiremeyiz
Düzenlemenin çocukları ne ölçüde koruduğunu ve hangi noktalarda iyileştirilmesi gerektiğini anlayabilmek için etkilerin başından itibaren düzenli olarak ölçülmesi gerekir.
Bunun için devlet kurumları, üniversiteler ve sivil toplum 1 Kasım’dan itibaren çocukların dijital alışkanlıklarının nasıl değiştiğini, hangi mecralara yöneldiklerini ve yetişkin hesabı kullanan çocuk sayısını izlemelidir. Akademik başarı, esenlik, antidepresan ve dikkat eksikliği ilacı kullanımındaki değişimlerin yanı sıra zorbalık, şiddete meyil gibi dolaylı sosyal etkileri de takip edilmelidir. Bu izleme, kısıtlamayı destekleyen ya da eleştiren tüm taraflar için uygulamanın gerçekte nasıl sonuçlandığını somut verilerle gösterecektir.
Avustralya’ya baktığımızda eSafety, Stanford Üniversitesi Sosyal Medya Laboratuvarı ile birlikte binden fazla çocuğu ve ailesini en az iki yıl takip eden kapsamlı bir etki değerlendirmesi yürütüyor. Çalışmada anketlerin yanında isteğe bağlı telefon kullanım verileri, ulusal okul sınavı (NAPLAN) sonuçları, sağlık hizmeti ve ilaç kayıtları inceleniyor. Başlangıç verileri kısıtlama yürürlüğe girmeden önce, Kasım-Aralık 2025’te toplanmaya başladı.
Bulgulara baktığımızda ölçüm yapmanın ne kadar gerekli olduğunu görülüyor. Kısıtlamanın başladığı zamandan itibaren ilk üç ay içinde çocuklarda uyku, benlik saygısı ve esenlik puanlarında belirgin bir değişim yok. Yaş sınırı olan bir platformda hesabı olan ve son bir ay içerisinde kullanan çocuk oranı ise yüzde 52,4’ten yüzde 42,1’e geriledi. Çocuğunun son bir ay içerisinde sosyal medya kullandığından haberi olmayan ebeveynlerin oranı yüzde 23,3’ten yüzde 33,3’e çıktı. Hesabını kullanmaya devam eden çocukların yarısı ise henüz yaş doğrulaması istenmediğini belirtti.
Türkiye’deki e-Devlet tabanlı doğrulama, Avustralya’daki denetim problemini yaşamamızı engelleyebilir elbette. Fakat gerçekten ne kadar engellediğini anlayabilmek için kısıtlama öncesi ve sonrası kullanım oranlarını bilmek gerekir. Sosyal medya kullanım alışkanlığı olan çocukların hesaplarının kapatılması çocuklar tarafından hayal kırıklığıyla karşılanabilir. Yasal olarak 15 yaş altının hesap açması mümkün olmasa bile çocukların bu hayal kırıklığıyla kısıtlamayı aşmaya çalışması ve bunun için ebeveynlerinin veya başka bir yetişkinin hesabını kullanması da olasılık dâhilinde. Bu ihtimalin gerçekleşmesi, çocukların yetişkinlere yönelik içeriklere maruz kalması gibi yeni bir sorunu beraberinde getirir.
Kısıtlamayı aşanlara uygulanacak yasal yaptırımlar da ayrı bir konu. Asıl olarak, hesapları kapatılan çocukların kaçının sosyal medyayı gerçekten bıraktığını, kaçının başka yollarla kullanmaya devam ettiğini ve hangi platformlara yöneldiğini anlamamız gerekir.
Sosyal Medyadan Ayrılan Çocuklar Nereye Gidecek?
eSafety’nin Stanford Üniversitesi Sosyal Medya Laboratuvarı ortaklığında yürüttüğü değerlendirmenin ilk üç aylık raporu, her gün çevrim içi oyun oynayan çocukların oranının yüzde 26,4’ten yüzde 29’a, günde en az bir kez mesajlaşma platformlarını kullananların oranının ise yüzde 40,5’ten yüzde 52,3’e yükseldiğini gösteriyor. Aynı dönemde yaş kısıtlamalı sosyal medya platformlarında hesap sahibi olan çocukların oranı yüzde 52,4’ten yüzde 42,1’e geriledi. Bu durum çocukların sosyal medyadan oyun ve mesajlaşma platformlarına geçmiş olabileceğini gösteriyor.
Molly Rose Vakfı’nın 12-15 yaş arası 1.050 çocukla yaptığı ankette de, kısıtlama öncesinde sosyal medya platformlarını kullananların yüzde 43’ü oyun platformlarını, yüzde 39’u ise mesajlaşma uygulamalarını daha çok kullandığını belirtti.
Common Sense Media’nın ABD’de 11-17 yaş arası erkek çocuklarla yürüttüğü araştırmada oyunlarda zorbalığa ya da tacize tanık olanların oranı yüzde 70, kumara benzeyen oyun içi mekanizmalara katılanların oranı ise yüzde 23 çıktı. Bu veriler dijital oyunlara yönelen çocukların güvenliğinin de tartışmamız gereken önemli konulardan biri olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla dijital oyunlarda yaş derecelendirmesi önümüzdeki önemli basamaklardan bir tanesi. 7578 sayılı Kanun ile oyunların derecelendirilmesi artık zorunlu. Fakat bu derecelendirmenin hangi kriterlerle ve nasıl yapılacağını belirleyecek yönetmelik henüz yayımlanmadı. Oyun sağlayıcıların hâlihazırda kullandığı Avrupa merkezli PEGI derecelendirmesi ise yerel gereksinimleri karşılamakta ve çocukların ruh sağlığını korumakta yetersiz kalıyor.
Sosyal medya düzenlemesinin yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye’de de benzer bir yönelim gerçekleşirse dijital oyunlar çocukların ana etkileşim alanı hâline gelebilir. Bu durumda çocukların dijital oyunlar veya mesajlaşma platformlarında da güvende olmasını sağlayamazsak sosyal medya kısıtlamasından umduğumuz faydayı göremeyiz.
Türkiye’nin Önündeki Fırsat
Amerika Birleşik Devletleri’nin California eyaletinde, 10 Eylül 2026’da imzalanan yasayla yapay zekâ sohbet botlarına çocuklar için güvenlik planı hazırlama ve kendine zarar verme durumlarında ebeveyni bilgilendirme şartı getirildi. 16 yaş altı çocuklara yönelik yapay zekâ içeren oyunlar için de dört yıllık durdurma kararı alındı.
Common Sense Media Gençlik Yapay Zekâ Güvenliği Enstitüsü, 7 Ekim tarihli raporunda ChatGPT for Teens uygulamasını gençler için özel tasarlanmış olmasına rağmen yine gençler için kabul edilemez bir güvenlik riski taşıdığı gerekçesiyle eleştirdi. 13-17 yaş hesaplarıyla 4 binden fazla deneme yapan ekip, ebeveynle bağlantılı bir hesapta bir saat boyunca kendine zarar verme konuşulmasına rağmen ebeveyne bildirim gitmediğini ve vadedilen güvenlik önlemlerinin işlevsel bir şekilde çalışmadığını tespit etti. Kullanıcı 13 yaşında olduğunu belirtse dahi yetişkin hesapları gençlere yönelik kısıtlı moda geçmedi.
Türkiye’de sosyal medya ve dijital oyunlar çocukların hayatında uzun süredir yer alırken, yapay zekâ uygulamalarının kullanımı henüz yaygınlaşma aşamasında. Bu nedenle Türkiye, bu süreçte diğer ülkelerin deneyimlerinden yararlanarak çocukların bilişsel ve duygusal sağlığı üzerindeki olası etkileri erken değerlendirme ve gerekli önlemleri alma fırsatına sahip.
Dolayısıyla çocuklara sunulacak yapay zekâ platformlarından çocuk güvenliğini tasarım aşamasında kanıtlamalarını istemek ve bağımsız denetimleri zorunlu kılmak gerekli. Bu güvenli tasarımın hangi kriterlere dayanacağı konusu ise kullanıcı etkileri ölçülmeden belirlenemez.
Sosyal medya kısıtlaması bir başlangıç olabilir. Ancak uygulamanın etkinliğini belirleyecek olan unsur kurulan altyapıdır. Uzun süreli bir izleme çalışması, oyun içeriklerini açıklayan bir derecelendirme sistemi ve yapay zekâ ürünleri için net tasarım standartları gerekiyor. Çocukların dijital ortamdaki güvenliği ile bilişsel ve duygusal sağlığını düşünüyorsak sadece yasal düzenlemeler yapmak yeterli değil. Bu düzenlemelerin geçekten amacına hizmet edip etmediği ve etmiyorsa nasıl bir alternatif geliştirilmesi gerektiğini düşünmek zorundayız. Bunun için de geliştirilen politikaların izlenmesi şart.