PISA 2025’te OECD ülkelerinde öğrenci performansında tarihî bir gerileme yaşanırken, Türkiye, fen, matematik ve okuma alanlarının tamamında puanını artıran tek ülke oldu. Pandemi ve deprem gibi olağanüstü zorluklara rağmen elde edilen bu başarı ne anlama geliyor?
Çocukları dijital dünyanın zararlarından korumak için uygulamaları yasaklamak yeterli mi? Asıl tehlike uygulamalarda mı, yoksa cebimizde taşıdığımız dijital dünyada mı gizli?
21. yüzyılda sömürge ilişkileri, artık yalnızca silahların gölgesinde değil, şehir planları ve yapısal şiddet mekanizmaları üzerinden yeniden üretiliyor. İsrail örneği, güvenlik ve kalkınma maskesiyle soykırımın en modern yolunu inşa ediyor.
7 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistinli sivillere yönelik artan ağır saldırıları, uluslararası toplumun dikkatini bir kez daha bölgeye çekti.
Dünya genelinde yankı uyandıran sosyal medya kısıtlamaları, sadece bir yasak tartışması değil, genç kuşağın geleceğini şekillendiren kritik bir güvenlik eşiğini temsil ediyor. Çocukların ne izlediğinden ziyade neye dönüştüğü sorusu etrafında şekillenen “ani radikalleşme” riski, toplumsal barışı tehdit eden sessiz bir kırılmaya işaret ediyor.
Bir toplumda sıradan kabul edilen bir yardım davranışı başka bir yerde neden olağanüstü sayılır? İyilik gerçekten sadece kişisel bir erdem mi, yoksa onu mümkün kılan görünmez toplumsal koşullar da var mı?
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü olan eğitimci sosyolog İpek Coşkun Armağan, Türkiye'de çocukların sosyal medyanın karanlık yüzünden ve dijital bağımlılıktan korunması için
Bir ülkenin yetenek yönetimi süreci, öğrenciyi “iyi” bir okula yerleştirdiğinde mi hedefine ulaşıyor, yoksa o öğrencinin yıllar içindeki gelişimini izleyip ülkenin geleceğiyle ilişkilendirebildiğinde mi?
Müzakere, yalnızca sözcüklerin değil; söylenmeyenlerin ve görünmeyenlerin sanatıdır. Peki, kültürün görünmeyen kuralları bu süreci nasıl yönlendiriyor? Farklılıklarla örülü bir dünyada, ortak bir müzakere zemini kurmak mümkün mü?
Gençler her gün farkında olmadan müzakere ediyor ama bu beceriyi bilinçli şekilde öğrenmiyor. Oysa araştırmalar, müzakere eğitiminin hayatın gidişatını değiştirebildiğini gösteriyor.
Dijital kumar bağımlılığı genellikle bireysel bir irade sorunu gibi ele alınsa da, bu yaklaşım hem sorunun gerçek nedenlerini görünmez kılıyor hem de yardım arama davranışını sistematik biçimde geciktiriyor. Peki, bunun ardında sadece bireysel zayıflıklar mı var, yoksa daha derin toplumsal ve yapısal dinamikler mi?
Fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutlarıyla öğrencileri derinden etkileyen okul şiddeti, son yıllarda giderek daha görünür hâle geldi. Peki, şiddetin ardındaki nedenler neler ve bu döngü nasıl kırılabilir?
Elektrikli araçlar, küresel ekonominin kurallarını yeniden yazıyor. Çin, düşük maliyetler ve yenilikçi teknolojilerle liderlik koltuğuna otururken, Avrupa iş gücü eksikliği, yüksek maliyetler ve bürokrasiyle boğuşuyor.
Yapay zekâ önemli bir hız avantajı sunuyor. Ancak asıl soru, bunun düşünme kapasitemiz üzerindeki etkisinin ne olduğu.
Hayatımızda hangi sıfatlar öne çıkıyor? Yaşadığımız modern dönem sıfatlarımızı nasıl dönüştürüyor?
Genç nüfusun işsizliği, küreselleşen dünyanın en büyük sorunlarından biri olarak karşımızda duruyor. Peki, bu sorunun temel nedenleri neler?
Eğitimden sağlığa, alışverişten iletişime kadar her şey dijital platformlara taşınırken bu dönüşümle dijitalleşmenin karanlık bir yüzü de ortaya çıktı: dijital kumar bağımlılığı.
Demografik eşiği, ekonomik teşvikler, yapısal koşullar ve bireysel tercihlerle sınırlayarak mı tartışacağız; yoksa geleneksel medyadaki ve dijital dünyadaki pejoratif söylemlerle yeniden üretilen değerleri de bu tartışmanın merkezine koyabilecek miyiz?
Türkiye'nin BRICS ile olan ilişkisi, bir jeopolitik değişimden ziyade, Batı ile geleneksel bağlarını sürdürürken büyüme ve iş birliği için yeni fırsatları kucaklamaya çalışan küresel ekonomideki değişen dinamikleri yansıtan bir dengeleme hareketidir.
Dijital kumar bağımlılığı, bugün gündemin merkezine yerleşmiş olabilir; ancak veriler, bu krizin çoktan başladığını söylüyor.
Doha’dan Maskat’a, Minsk’ten Oslo’ya uzanan müzakere masalarının ortak sorunu güvensizlik değil, güvenilmezlik.
Dikkat dağınıklığı, günümüz modern toplumunda neredeyse kaçınılmaz hâle gelen bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Öyleyse dikkatimizi kim, neden çalıyor? Modern hayatın bizi sürekli tüketmeye ve hızla tüketilmeye zorladığını hiç fark ettiniz mi? Peki, bu dağınıklığın yalnızca bir irade meselesi olmadığını öğrenmeye hazır mısınız?
Belirsizlikler çağında, demografi, sağlık ve sosyal yapı arasındaki zincirleme bağlar, toplumların gelecek beklentilerini nasıl şekillendiriyor? Doç. Dr. Talip Yiğit, “Belirsizlikler Çağında Halk Sağlığı ve Demografik Süreklilik” başlıklı İki Nokta yazısında, sistemlerin “yılmazlık” kapasitesi ve toplumların kolektif devamlılık stratejilerini analiz ediyor.
Sömürgeciliğin etkileri, günümüzde yalnızca siyasi olaylarla sınırlı kalmayıp eğitimden kültürel hayata kadar pek çok alanda kendini göstermektedir.
Müzakere masasında başarının anahtarı Kremlin’in irade testinde mi, Japonya’nın sessiz uyumunda mı, Wall Street’in soğuk mantığında mı, yoksa Kapalıçarşı’nın hatır geleneğinde mi saklı?
İklim değişikliğiyle mücadelenin en büyük platformu COP, yine büyük umutlar ve tartışmalarla sona erdi. İklim finansmanı ve karbon kredisi gibi konularda adımlar atılsa da, fosil yakıtların azaltımı gibi kritik meselelerde somut ilerleme sağlanamadı. Peki, COP zirveleri gerçek çözümler mi sunuyor, yoksa bir "iklim fuarına" mı dönüşüyor?
Dijital çağ, bireyleri bir yandan birbirine daha yakın kılarken diğer yandan derin bir yalnızlığa mahkûm ediyor. “Kalabalık yalnızlık” kavramı, 2024 yılında TDK tarafından yılın kelimesi seçildi ancak bu yalnızlık yalnızca bugünümüzü değil, geleceğimizi de etkilemeye devam ediyor.
Eğitim sistemlerinin bir yandan öğretmenlere sürekli yeni beklentiler yüklediği, diğer yanda ise öğretmenlerin çoğu zaman görünmez kalan taleplerini sessizce biriktirdiği bir dönemdeyiz. Bu iki hattın giderek birbirinden uzaklaştığı bir noktada, sahiden öğretmenler ne ister?
Epistemik Yönetişim, akademinin dahilî ve haricî yönetişiminin sınırlarına ilişkin kalite yönetimi anlayışlarını karşılıklı olarak ilişkilendirmek üzere tasarlanmıştır, böylece karşılıklı nirengi noktaları yaratılabilecektir.
Kullanıcıyı sürekli görünür olma zorunluluğu altında tutan “Zoomoptikon” denetiminden kurtulmak mümkün mü? Dijital detokslar yerine, platformdan kaçışın yolu altyapının kamusal ölçekte yeniden tasarlanmasından mı geçiyor?
15–18 yaş arasındaki çocuklara re’sen uygulanan ceza indirimi devam etmeli mi? Yoksa asıl mesele, adalet sistemimizin “çocukluğu” nasıl tanımladığında mı gizli?
Yapay zekânın politika üretimine katılması teknik verimlilik arayışı olarak sunulsa da, politikanın doğasını göz ardı ederek meşruiyet, öznellik ve sorumluluk krizine yol açma potansiyeli taşıyor.
Dijital kayıt imkânlarının arttığı ancak kişisel hafızanın zayıfladığı çağımızda insanın artık ezberinde bir şeyler tutmasının bir gereği var mıdır?
Yapay zekâ, meslekleri yalnızca teknik becerilerle değil, insanın yaratıcılığı ve etik sorumluluğuyla yeniden tanımlıyor. Gerçek dönüşüm, makinelerin hızında değil; insanın merakında, sezgisinde ve çözüm üretme gücünde yatıyor. Peki geleceği kim şekillendirecek: Algoritmalar mı, yoksa anlamı arayan insanlar mı?
Ebeveynler ve ergenler günümüz dünyasında ergen olmanın daha zor olduğunu düşünüyor. Peki gerçekten 20 yıl önceye göre, bugünün dünyasında ergen olmak daha mı zor?
Harvard'ın doktora kısıtlamaları, ABD'nin küresel yetenek çeşitliliğinden vazgeçip
Ayşenur Ezgi Eygi’nin İsrail tarafından öldürülmesi, yirmi yıl önce Rachel Corrie’nin katledilişini hatırlatıyor. Bu olay, cezasız kalan şiddetin hâlâ sürdüğünü gösteriyor. Aynı zamanda birçok hükümetin İsrail rejimine diplomatik, ekonomik, istihbarî ve askerî destek vermeyi sürdürmesi utanç verici bir gerçeği ortaya koyuyor.
Serinin ikinci yazısında, ilk yazıda belirttiğimiz üç aşamalı sömürgecilik sürecinin özellikle ikinci aşamasından itibaren ortaya çıkan dönemde, eğitimin ve bilginin nasıl sömürgeleştirildiğine ilişkin yöntemler ve tarihsel örnekler üzerinde duracağız.
Ebeveynler çocuklarını yetiştirmede yalnız mı? Anne baba cumhuriyeti kurmanın yolu nereden geçiyor?
Günümüz çocukları, dijital dünyanın kollarında büyüyor, ebeveynler otoritelerini ve rehberlik rollerini kaybediyor. Ekranlar, aile hayatının merkezine yerleşirken, çocukların geleceği belirsizleşiyor. Peki, bu çocukları kim, nasıl büyütecek?
Aşırı sağın Batı Avrupa’da hızla güç kazanması, oldukça dikkat çekici bir şekilde devam ediyor. Ancak bu yükselişi tetikleyen asıl unsur nedir? Aşırı sağ mı demokrasiyi zayıflatıyor, yoksa demokrasinin zayıflaması aşırı sağın güçlenmesini mi sağlıyor?
Kolonizasyon yalnızca toprak ve kaynakların değil, insan zihninin de sömürülmesi anlamına geliyor. “Eğitimin Dekolonizasyonu Üzerine” yazı dizisinin ilk bölümünde, bilginin nasıl hiyerarşik ilişkilerle şekillendiğini, akademik bağımlılığın bilgi üretimini nasıl tekelleştirdiğini ve bu sürecin öjenizmden günümüz eğitim politikalarına uzanan karanlık geçmişini ele alıyoruz.
Tüm gün sırada oturarak öğrenmek eğitim hayatını nasıl şekillendiriyor? Hareket eğitime neden ve nasıl dâhil edilmeli?
Gerçek dünya kadar dijital dünyada da büyüyen çocuklar, yaz tatiliyle birlikte ekranlara daha çok yöneliyor. Peki, ekran süresiyle mücadele eden aileler bu dönemde çocuklarını dijital dünyada nasıl güvende tutabilir?
Kâğıt üzerinde LGS, 14 yaşındaki bir çocuğun akademik bilgisini ölçen bir sınav. Pratiğe döküldüğünde ise ortaya çıkan sonuç annelerin zaferi ya da yenilgisi gibi algılanıyor
Hakiki anlamda eğitim, insanı sadece bilgiyle donatmakla kalmaz onu ahlaki, estetik ve düşünsel yönden olgunlaştırmayı hedefler. Şahsiyet inşası ancak zihni geliştiren bilgi, kalbi besleyen ahlak ve ruhu zenginleştiren estetikle mümkündür. Bu sebeple eğitim, bireyi yalnızca sınavlara değil hayata ve insanlığa hazırlamalıdır.
Milyonlarca kişinin bir parçası olduğu eğitim sisteminin odağında ne var? Öğrenme merkezli eğitim anlayışı nasıl bir fark yaratabilir?
Türkiye, öğretmen yetiştirme sürecinde önemli bir eşikte. MEB’in Akademiye Geçiş Sınavı öğretmen adaylarının beklentileri, sistemin yapısal sorunları ve kurumsal roller üzerine derin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Peki, bu uygulama öğretmen yetiştirme sürecinin kalitesini artırmak için yeterli mi?
Bizlerle daha derinlikli etkileşimlere girmiş, yıllarca bizi takip etmiş, biyolojik verilerimizi de kullanarak “bizi bizden iyi tanır” hale gelmiş sistemlerin önerileri, yakın gelecekte karşısında duramayacağımız kararlar halini alabilir mi?
Yapay zekâ ve dijital dönüşüm gibi küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, bugünün öğrencilerini belirsizliklerle dolu karmaşık bir geleceğe hazırlıyor. Bu yeni dünyada, öğretmenlerin rolü yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı değil; onlardan, öğrencileri değişime uyum sağlayabilecek donanımlı bireyler olarak yetiştirmeleri bekleniyor. Peki, öğretmenler bu hızlı dönüşüme nasıl ayak uydurabilir?
Müzakere masasında kazanmak, sadece doğru teknikleri uygulamak ve rasyonel argümanlar sunmak mıdır? Gaétan Pellerin, Mindful Negotiation adlı eserinde bu süreci teknik bir beceri alanı olmaktan çıkarıp bir öz farkındalık disiplinine dönüştürüyor.
Son yıllarda, yükseköğretimin ticarileştirilmesi öğrencileri pasif tüketicilere dönüştürdü. ABD ve Avrupa'daki öğrenciler Gazze'de yaşanan soykırıma karşı üniversitelerinin adaletsizliğe karşı bir duruş sergilemesini talep ediyorlar. Öğrenciler aktif siyasal bireyler olarak rollerini yeniden kazanıyorlar. Bu aktivizmin yeniden canlanması, yükseköğretimin geleceğini nasıl tanımlayacak?
Dekolonizasyonun 1960’lı yıllarda siyasal alanda ivme kazanması, sosyal bilimlerde de önemli tartışmaları tetiklemiştir. Bu girişim kapsamında yapılan çalışmaların akademik bir disiplin hüviyeti kazanması 1970’leri bulsa da sömürgecilik karşıtı metinler ve bu çizgide duran bir kesimin varlığı daha sömürgeciliğin ilk dönemlerde ortaya çıkmıştır.
Harvard Müzakere Projesi’nin ürünü olan bu çalışma, bir yöntem metninden fazlası olarak, modern müzakere literatürünün mihenk taşına dönüşmüştür. İlk kez Türkçe çevirisinden 33 yıl önce Getting to Yes adıyla 1981’de yayımlandıktan sonra bir klasik haline gelmiş, kamu diplomasisinden aile terapisine, iş dünyasından uluslararası barış süreçlerine dek geniş bir alanda referans noktası olarak değerlendirilmiştir. Kitap, beş ana bölümden oluşan yalın ve sistematik bir yapıya sahiptir.
Batı merkezli modernleşme modelleri insani krizler karşısında çözüm üretemezken, Türkiye nasıl bir alternatif gelecek vizyonu geliştirebilir? Bireyselleşme, demografik dönüşüm ve dijital tehditler karşısında “bütüncül toplumsal dayanıklılık” inşa etmek mümkün mü?
Dijital dünyanın hızla genişleyen sınırlarında çocuklar yalnızca kullanıcı değil, aynı zamanda korunması gereken en hassas gruplardan biri haline geldi.
Dijitalleşme, çocukların eğitimine katkı sağlarken sosyalleşmelerini nasıl etkiliyor? Aileler bu dengeyi kurmak için neler yapabilir?
Dijitalleşme artık bilişimcilere, mühendislere ya da teknoloji uzmanlarına has bir alan değil. Akademiden iş dünyasına, eğitimden topluma kadar herkesin aynı masada buluşmasını gerektiren bu dönüşüm, disiplinlerin sınırlarını nasıl yeniden çiziyor?
Türkiye’de zorunlu lise eğitimi herkese eşit fırsatlar sunuyor mu yoksa bazı öğrenciler için bir engel mi oluşturuyor?
21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, Türkiye’nin eğitim politikalarında ihtiyaç duyduğu denge noktası ya da bir başka ifadeyle “altın oran” nasıl tanımlanmalı ve bu dengeye hangi araçlarla ulaşılmalı? Uluslararası değerlendirme mekanizmalarının yöntem ve yaklaşımları eğitim reformlarını nasıl etkilemekte, ülkeler kendi sosyoekonomik ve kültürel dinamikleri ile uyumlu eğitim politikalarını nasıl tasarlamaktadır?
2019 yılından itibaren transformer mimarisi üzerine geliştirilen ileri yapay zekâ uygulamaları bir yandan hayatı kolaylaştırırken diğer yandan riskler taşıyor.
Dijital kapsayıcılık üzerinde önemle ve titizlikle durulması gereken, sürekli güncellenmesi gereken bir konu . Dijitalleşme süreci tamamlanmadan kesin bir tanımı da yapılamayacağa benziyor.
Dindarlığın ölçülebilmesinde en temel meselelerden biri din ve dindarlık tanımlamalarıdır. Gündelik hayatın içinde dindarlığın dönüşümüne bağlı olarak dindarlığın ölçülebilme imkanı değişmektedir. Peki, dindarlığın dönüşümünü takip etmek için uygun ölçekler nasıl oluşturulabilir?
Okula başlama yaşı tartışmaları, kronolojik hesaplamaların ötesinde “okul olgunluğu” kavramını merkeze alan bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Uzman desteğinin ücretsiz ve erişilebilir olduğu, öğretmen deneyimlerinin karar süreçlerine dâhil edildiği bir modelle eğitimde sürekliliği sağlamak mümkün mü?
Yeni bir vizyon için hangi adımlar atılmalı? Lise eğitiminde esnek ve sade bir model mümkün mü?
Modernitenin getirdiği akıl ve duygu ikiliği, sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmalara da yansıyor. Sahipsiz hayvanların sokaklarda yaşaması, halk sağlığı ve güvenliği açısından ciddi sorunlar doğuruyor. Hayvanseverler bir yandan sokak hayvanlarını savunurken, diğer yandan toplumda artan güvenlik kaygıları ve halk sağlığı risklerini görmezden geliyor.
Aile, bireyden topluma, toplumdan devlete uzanan bir etki zincirinin temel taşıdır. Ancak dijitalleşme, bireyselleşme ve küreselleşme gibi dinamikler, aile kavramını köklü bir dönüşüm sürecine sürüklüyor. Türkiye’nin toplumsal yapısında aileyi korumak ve güçlendirmek amacıyla kurulan Aile Enstitüsü, bu dönüşümlere küresel dinamiklerin farkında yerel çözümler üretme potansiyeli taşıyor.
En son bir müze salonunda bir eserin karşısında durduğunuzda aklınızdan neler geçti? Sadece hangi tarihte yapıldığını mı merak ettiniz, yoksa o dönemin insanları için ne ifade ettiğini de düşündünüz mü? Peki bir müze gezisi, kısa süreli bilgi aktarımının ötesine geçip unutulmaz bir öğrenme deneyimine dönüşebilir mi?
Ebeveynler, çocuklarına özgürlük ve bireysellik kazandırmak isterken onları rehberlikten yoksun bırakıyor olabilir mi?
Piaget’nin bilişsel gelişim teorisi, Batı’da yüzlerce akademik eleştiri almış olmasına rağmen Türkiye’de neden sorgulanmadan benimseniyor? Ülkemizde görülen bilimsel eleştiri eksikliği, geleceğin öğretmenlerini ve akademik gelişimi hangi yönde etkiliyor?
Felsefe, çoğu zaman yalnızca filozofların tarihsel fikirlerine indirgenerek dar bir alana hapsediliyor. Oysa felsefe, ezberlemeyi değil, düşünmeyi öğretir; bu yönüyle eğitimin sadece tamamlayıcısı değil, asıl taşıyıcı sütunudur. Peki, düşünceyi inşa eden bu temel disiplinin hayati önemi yeterince fark ediliyor mu?
Yapay zeka alanında kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. En güçlü dil modeli hangisi? Hangisi daha ekonomik, hangisi en doğru sonuçları veriyor?
Türkiye, son yıllarda uluslararası diplomaside sergilediği arabuluculuk ve müzakere becerileriyle dikkat çeken bir aktöre dönüştü. Peki bu müzakere gücü, toplumun tamamına yayılabilir mi?
Yapay zekâ, insanlık tarihine hızla damgasını vurarak ekonomiden günlük yaşama kadar her alanı derinden etkileyebilecek devrim niteliğinde dönüşümlerin kapısını aralamıştır.
Dünyanın sayısız krizle boğuştuğu şu günlerde, nereden nereye geldiğimizi anlamaya ve bunun farkındalığıyla geleceği tasarlamaya mecburuz. Bu bağlamda sloganların ötesine geçip dekolonizasyon sürecinin istikametini tayin etmek temel bir sorumluluk olarak karşımızda duruyor.
Dijital platformlarda nefret, şiddete çağrı ve ağır hakaretler giderek artıyor. Yalanlar, komplo teorileri, tehditler hatta cinayet çağrıları sosyal medya aracılığıyla kontrolsüz bir şekilde yayılabiliyor.
Magdeburg’daki Noel pazarı saldırısı, güvenlik açıklarını, sosyal medyada yayılan dezenformasyonun etkisini ve aşırı sağın giderek derinleşen tehdidini bir kez daha gözler önüne serdi. Göçmen karşıtı söylemler, toplumsal kutuplaşma ve seçim sürecine yansıyan etkilerle birlikte bu trajedi, Almanya ve Avrupa genelinde toplumsal barışın nasıl tehlikede olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Türkiye, göçmenlerin yükseköğretimde desteklenmesi konusunda zengin bir geçmişe sahip. Bu tecrübeyle Türk üniversiteleri, Gazze’nin parçalanmış akademik kapasitesini ve altyapısını yeniden inşa etme konusunda kritik bir rol oynayarak Filistin’in geleceğinde belirleyici olabilir.
Her dört yılda bir gerçekleştirilen Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması (TIMSS) 2023 sonuçları açıklandı. 4. ve 8. sınıf öğrencilerinin başarılarını değerlendiren bu çalışmanın bulguları, ülkemizdeki ilk ve ortaokul düzeyindeki matematik ve fen eğitimi hakkında neler söylüyor?
Hayatımızı büyük oranda şekillendiren dijital iletişimde gerçeklik ne kadar var? Hepimizin neredeyse 7/24 bağlantıda olduğumuz dünyada kendini yalnız hissedenlerin sayısı neden artıyor? Etkili ve sağlıklı dijital bağlantılar için nelere dikkat edilmeli?
Her yaz milyonlarca çocuk, ebeveynlerinin içeriği hakkında hiçbir fikrinin olmadığı oyunlarla saatler geçiriyor. Dijital oyunları yasaklamak çözüm değil, peki gerçekçi olan ne?
Matematik deneyimi öğrenciden öğrenciye farklılık gösterir. Kimileri için heyecan verici ve zevkli bir macera iken diğerleri için korkutucu veya sıkıcı olabilir. Öğrencilerin matematik dersini nasıl algıladıkları genellikle ailenin tutumu, dersin içeriği, öğretmenin öğretim tarzı ve öğrencinin kendi matematik yetenekleriyle ilişkilidir.
Günümüzde çocuklar artık ekran başında vakit geçirmenin ötesinde beğeni ve izlenme sayılarıyla anlam kazanan bir üretim ekonomisinin parçası hâline geliyor.
Türkiye’de son dönemde gündemde olan nüfus artış hızı, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki konumu ve geleceği açısından neden önemli?
Doğum oranlarındaki düşüş, Türkiye’nin geleceğini şekillendiren temel meselelerden biri. Ancak bu yalnızca güncel bir kriz değil; kökleri 1960’lara uzanan nüfus politikalarının bugünkü bir yansıması. Yaklaşık bir asırdır süren bu toplumsal mühendislik sürecinde, bireyin bedeni üzerinden şekillenen politikaların toplum üzerindeki kalıcı etkileri neler oldu?
Türkçenin, tam 96 yıl önce I. Bakü Türkoloji Kurultayı ile başlayan ortak alfabe serüveni bugünlerde yeni bir karara bağlandı. Hem Türk dünyasının dil birliği hem de yazı dilimizde gösterilmeyen sesbirimleri için önemli bir adım atıldı. Peki, yeni ortak alfabe kararı, Türk dünyasında dil birliğini ve Türkçenin yazım kurallarını nasıl şekillendirecek?
Eğitimde dijital cihazların artan kullanımı, öğrencilere geniş kaynaklar sunarak öğrenmeyi kişiselleştirme imkanı sağlıyor. Ancak, bu teknolojiler dikkat dağınıklığı ve bağımlılık gibi yeni zorlukları da getiriyor. Bu fırsatlar ve zorluklara karşı nasıl bir denge kurulabilir?
“Eğitimin Dekolonizasyonu” yazı dizisinin üçüncü ve son bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Bu makalede, konunun somut hareket alanlarına ve Türkiye için çıkarılabilecek derslere odaklanacağız. Bu çerçevede, tarihsel olarak dil, pedagoji ve dijitalleşme alanlarında görülen sömürgecilik izlerini ele alacak ve atılması gereken adımları tartışacağız.
Sürdürülebilirlik, günümüzde sıkça kullanılan ve genellikle kurumların reklam, doküman ve söylemlerinde ön plana çıkartılan ancak uygulamada yetersiz kaldıkları bir kavramdır. Bu değerlendirme keskin gelebilir; ancak sürdürülebilirlik, sunulduğu ve pazarlandığı kadar dar bir mesele değil. Özellikle eğitim bağlamında, sürdürülebilirlik okulların ve öğretmenlerin omuzlarına yüklenen ve yeni nesillere aktarılmaya çalışılan bir değer olmanın çok ötesindedir. Peki, sürdürülebilirlik kavramı tam olarak nedir?
Çocuklar günümüzde ya telefondan kısa videolar izlemek istiyor ya da kendi profillerinin bulunduğu dijital yayın platformlarına yöneliyor. Peki, çocukların karşısına çıkan içerikleri kim seçiyor?
Filistin’e destek için düzenlenen protestolar, dünya genelinde önemli toplumsal değişimlere yol açtı. Bu hareketler, kamuoyu ve politika üzerinde daha fazla etki yaratma potansiyeline sahip. Peki, mesajları güçlendirerek daha geniş ve kapsayıcı bir destek oluşturmak için neler yapilabilir?
Öğrencilerin hangi alanlarda başarılı olduğunu belirlemek bir eğitimci için oldukça önemlidir. Gardner’ın çoklu zekâ teorisinin yıllarca eğitimcilerin bu arayışına cevap verdiği düşünüldü. Peki, çoklu zekâ teorisi bilimsel olarak kanıtlanmış mı? Yoksa yaygın bir yanılgı mı?
İnternet ve sosyal medya insanlara bir zamanlar hayal bile edemeyeceğimiz kadar büyük bir dünya sundu. Bu dünyada herkes birer kahraman, herkes kendisini en mutlu, en popüler ve en başarılı gösterme fırsatına sahip. Ancak, bu parlak dünyanın arkasında ne var? Gençler, özellikle sosyal medyada görünmez tehlikelerle dolu bir yolda yürüyorlar. Bu yolun sonu nereye varıyor?
5 Aralık 2023’te PISA 2022 araştırma bulguları tanıtıldı. Küresel raporla birlikte Türkiye’yi de kapsayan ülkelere dair tekil raporlar da yayınlandı. Eğitim politikalarının eleştirel analizleri yapılırken karşılaştırmalı analizlerin yapılması da gereklidir. Karşılaştırmalı analizler yapılırken ülkelerin demografik, politik ve ekonomik göstergeleri dikkate alınarak bilimsel perspektifle bulgulara yaklaşılmalıdır.
Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü olan eğitimci sosyolog İpek Coşkun Armağan, sosyal medyada yapılan ön yargılı paylaşımların zamanla yargıya dönüştüğünü ve bunun toplumsal kutuplaşmaya yol açtığını söyledi.
Modern Müslüman zihnin en berrak, en vakur ve en özgün seslerinden biri olan Seyyid Muhammed Nakib el-Attas vefat etti. El-Attas'ın düşünce mirası, İslam düşüncesine rehberlik etmeye devam ediyor.
GPT’nin kara kutusunu açarken, dil erozyonu ve kültürel asimilasyon riskleriyle yüzleşiyoruz. Dil modelleri geleceği şekillendirirken, gizli tehditleri de beraberinde mi getiriyor?
Gazze’ye karşı yürütülen savaşa tepki gösteren öğrencilerin protestoları ABD'nin kampüslerinde hızla yayılıyor. Soykırıma karşı kamuoyunda oluşan tepkiler, güvenlik güçlerinin müdahalesi ve siyasi elitlerin kınamalarıyla karşılaştı. Protestolara yönelik bu ilk tepkiler, ABD'nin hâkim siyasi söylemindeki Filistin karşıtlığının köklü yerini bir kez daha ortaya koyuyor.
Belirsizlikler çağında müzakere masaları artık mühendislik projelerinden daha kritik. Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yalnızca Afrika’nın enerji haritasını değil, 21. yüzyıl diplomasi ve müzakere anlayışının da geleceğini şekillendirecek.
Dijitalleşen dünyada bireyler, iletişim araçlarının sunduğu kolaylıklardan faydalanırken insani değerlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Sosyal medyanın etkisiyle yüzeysel ilişkiler artarken, bireyler derin bağlar kurmakta zorlanıyor. Peki, teknolojinin hayatımızdaki bu hızlı ilerleyişine rağmen “insan” kalmayı nasıl başarabiliriz?
Teknolojik yenilikler, her zaman eğitimcilerin çalışmaları ve rolleri üzerinde etkili olmuştur. Yapay zekânın üniversitelere gelmiş olması, tüm düzeni alt üst eden bu son değişimin sonuçları üzerine kafa yormamızı gerektiriyor, zira bu sadece bizim araştırmacılar ve eğitimciler olarak ne yaptığımızı değil, nasıl düşündüğümüzü de değiştiriyor.
Eğitimde kaliteyi artırmak ve öğrenme yoksunluklarını etkin bir şekilde ele almak için okul yöneticilerinin rolü kritik bir öneme sahiptir. Okul yöneticiliğinin odağı, öğrencilerin gelişimini ve öğrenme kalitesini artırmak üzerine kurulmalıdır. Bu bağlamda, öğrenme merkezli bir sistemde okul yöneticisi belirleme süreci nasıl olmalıdır?
Nomofobi, akıllı telefonsuz kalma korkusu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde telefonların bizden bir parça haline gelmeleri ve bizi telefona bağlayan platformların çeşitliliği, bu fobiyi besleyecek faktörler olarak değerlendirilebilir.
Araştırmalar, aşırı ekran maruziyetinin çocukların dikkat, öğrenme ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini gösteriyor.
Kalkınma planları sadece ekonomik hedefleri belirleyen metinler değildir. Aynı zamanda toplumun aileye, nüfusa ve geleceğe bakışını da yansıtır.
Dikkat süresi kısalıyor, derin düşünme zayıflıyor, hafıza silikleşiyor. Bu yalnızca kuşaklar arası bir algı değil; uluslararası araştırmaların da işaret ettiği bir kırılma. Ekran çağında büyüyen çocuklar, dijital yoğunluğun gölgesinde akademik ve bilişsel bir gerileme yaşıyor. Peki henüz geç kalmadan bu gidişatı nasıl tersine çevirebiliriz?
Dijital kültür her yanımızı sarmalarken ailede neler yaşandığını fark ediyor muyuz?
Millî Eğitim Akademisi, eğitim fakültelerinden farklılaşarak öğretmen adaylarını ihtiyaçlara uygun bir şekilde geleceğe hazırlayabilir mi? Türkiye’ye özgü, yenilikçi ve sürdürülebilir bir öğretmen yetiştirme modeli oluşturmak mümkün mü?
Matematikle ilgili birçok duruma dair netlikler sağlanması bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki, bu netliği sağlamada standartların rolü nedir?
Beyin nasıl öğrenir? Cevap, nöroplastisite kavramında gizli. Öğrenmek, unutmak ve uyum sağlamak, beynimizin değişim yeteneğiyle mümkün. Peki, bu süreç nasıl işliyor? Yaygın hızlı öğrenme stratejileri gerçekten kalıcı öğrenme sağlıyor mu?
Dijital platformlar, şiddetin ve zorbalığın hızla yayılmasına zemin hazırlarken, bu tehlikeli eğilimler özellikle gençler arasında hızla normalleşiyor. Peki, bu durumu engellemek için eğitimden yasal düzenlemelere, aile içi iletişimden psikolojik desteğe kadar ne tür önlemler alınmalı?
Dünya üzerinde yaşamın temel eylemi tasarım olarak tanımlanabilir. İnsan, çevresini ve dünyayı kendi ihtiyaçları ve arzularına göre biçimlendirme yeteneğine sahiptir.
Dijital teknolojilerin hızla yayılmasıyla dünya nüfusunun büyük çoğunluğu artık internet kullanıyor. Bu değişim, aile içi iletişimi yeniden şekillendiriyor, ebeveyn-çocuk ilişkilerini etkiliyor ve toplumsal güvensizlikleri artırıyor. Dijital çağda bu gelişmeler sürerken aile nasıl korunabilir?
1980’lerden itibaren güçlenen milliyetçi hareketler, AB’nin genişleme ve derinleşme politikalarıyla yerleşti ve normalleşti. Arz ve talep döngüsü içinde dönüşen siyasi söylemler AB’nin geleceğini şekillendirecek yeni dinamikler oluşturdu. Peki, Avrupa bu yeni siyasi gerçeklikle nasıl başa çıkacak?
Oyun teorisi, sosyal bilim eğitimini dönüştürmenin bir anahtarı olabilir mi? Bu büyüleyici matematiksel kavramın davranış tasavvurumuzu yeniden şekillendirmesi, disiplinler arası iş birliğini teşvik etmesi ve öğrencilere yeni araştırma alanlarına giriş yapma cesareti vermesini hep beraber keşfedelim.
Akıllı telefonlar yeni nesiller için yaşam ortamlarının doğal bir unsuru hâline gelirken dikkat, sabır ve derin düşünme gibi temel bilişsel kaslar sessizce aşınıyor.
Geri bildirimler nasıl tasarlanırsa daha etkili öğrenme sağlanabilir?
Eğitimin bilim olup olmadığı tartışmaları geçmişte sıklıkla yapılmıştır. Günümüzde de eğitimin bilim oluşu araştırma süreçlerinde kullanılan yöntemleri esas alınarak farklı bilim alanlarında olan uzmanlar tarafından bazen tartışılabilmektedir.
Eğitim, “insan olma” sürecini beslemelidir. Düşünme, dekolonyal bir bakış açısıyla yeniden ele alınmalıdır.
Matematik derslerinde öğretmenler genellikle öğrencilerin verdiği cevapları “doğru” ya da “yanlış” şeklinde değerlendiriyor. Peki, bu yaklaşım öğrencilerin matematiksel düşünme süreçlerini ne kadar destekliyor?
Her eğitim modeli kendi kalite belgesinde bireysel farklılıkları gözetmeyi vadeder. Ancak bu farklılaştırmanın nasıl kurgulanacağı esas olarak eğitimin niteliğini belirler. Peki, Maarif Modeli ile IB Programı bu konuda nasıl ayrışıyor?
Derinlikli çalışmayı destekleyecek bir çalışma ortamı.