Kalkınma Planlarında Nüfus ve Aile Politikaların Seyri
Türkiye’de nüfus politikalarının yönü, 1960’lı yıllardaki nüfus artışını yavaşlatma hedefinden, günümüzde aileyi güçlendirme ve genç nüfus yapısını koruma anlayışına doğru bir dönüşüm geçirmiştir. Bu değişimi anlamak için toplumsal eğilimleri, gereksinimleri ve mevcut koşulları göz önünde bulundurmak gerekir.
Rumeysa Hafızoğlu
Kalkınma planları fikri deyince ilk akla gelen ekonomik büyümeye ve gelişmeye yönelik adımlardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya genelinde yaygın hale gelen bu fikir 1960’lar itibariyle ülkemizde kendini kalkınma planları olarak gösterir. Kalkınma planlarının temel amacı ekonomik gelişmeyi sağlamak olsa da, bu süreci etkileyen unsurların önemli bir kısmı sosyokültürel unsurlardır. Bu nedenle kalkınma planları ekonomik adımlardan ibaret olmayıp toplumsal unsurları ve tarihsel süreçleri de kapsamaktadır. Kalkınma planlarının ilki 1963 yılında uygulamaya konulmuş ve günümüze kadar beş yıl periyodik süreçlerle yürütülmüştür.
Aile, nüfus ve demografinin ekonomik ve toplumsal gelişmeyle olan ilişkisi, kalkınma planlarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu yönüyle kalkınma planları, ekonomik hedeflerin ötesinde toplumun yapısını ve geleceğini şekillendiren tercihleri de yansıtmaktadır. Ailenin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik adımlar ülkenin ekonomik gelişmeyle dolasıyla kalkınma hedefleriyle doğrudan ilişkilidir. Bir hanenin kaç kişiden oluştuğu, ortalama çocuk sayısı, ilk evlilik yaşı ve kadınların çalışma hayatına katılımı, bir toplumun ekonomik ve sosyal gelişmişliğiyle yakından ilişkili stratejik göstergelerdir. Bunlar aynı zamanda toplumun ve mevcut yapının sürdürülebilirliğini gösteren ve şekillendiren temel unsurlardır. Bu nedenle aile ve nüfus yapısına bağlı demografik dönüşümler, politika yapıcılar açısından temel sosyoekonomik dinamiklerden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu bakımdan bugün hem ülkemizde hem de dünyada ortaya çıkan demografik ihtiyaçlar, kalkınma planlarının rolünü, tarihsel seyrini ve toplum üzerindeki etkilerini anlamak daha önemli hale gelmektedir.
Çok Çocuklu Bir Dünyadan Nüfus ve Aile Planlamasına Geçiş
Türkiye’nin kalkınma hikayesi bize şunu göstermektedir. 1963-2000 yılları arasında kalkınmanın önündeki engel olarak görülen nüfus artışı, bugün kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından stratejik bir unsurdur. Kalkınma planlarına bakıldığında, devletin aileye ve nüfusa ilişkin yaklaşımının sabit olmadığı görülmektedir. Başlangıcından 2000’li yıllara kadar yaklaşım nüfusun ekonomik gelişmeye ve modernleşmeye engel olduğu yönündedir. Bu yaklaşımın arka planında toplam doğurganlık hız ortalamasının 5 çocuğu geçmesi ve bu büyümeye karşı kaynakların yeterli olunamayacağı daha yönetilebilir bir nüfus için daha az çocuk sahibi olması gerektiği bulunmaktadır. Bu noktada kalkınmanın reçetesi nüfus artış hızının azaltılmasından ve daha az çocuk sahibi olmaktan geçmektedir. Uzun yıllar boyunca az çocuklu aile sağlıklı ve mutlu toplum olarak görülmüştür. Bu durum, dönemin resmî yayınlarında ve kamusal iletişim araçlarında sembolik ifadeler aracılığıyla da görünürlük kazanmıştır. PTT pulları, kibrit kutuları ve gazete manşetlerinde sıkça kullanılan “Az çocuk, sağlıklı aile” sloganı, nüfus politikalarının toplumsal düzeyde yaygınlaştırılmasına yönelik çabaların somut örneklerinden biridir.
Bu yaklaşımın yansımalarını göstermek amacıyla, İsmet İnönü’nün başbakanlığındaki koalisyon hükümeti döneminde hazırlanan I. Kalkınma Planı’nda yer alan şu ifadeler örnek olarak verilebilir:
“Böylece nüfus artış hızı gittikçe büyümektedir. Bu durum iktisadi gelişme çabalarını kösteklemektedir. Çünkü iktisadi gelişme, en basit deyimle, adam başına düşen millî gelirin artmasıdır. Millî gelir belirli bir hızla artmakta iken nüfus da aynı hızla artarsa adam başına düşen gelir seviyesinde hiçbir değişme olmaz. Bu yüzden fakir ülkelerin bir kısmı, geliri artırma çabalarının yanında nüfus artışını yavaşlatmak için de uğraşmaktadırlar.”
“Bugün Türkiye’de nüfusun çok hızlı artması iktisadi gelişme çabalarını güçleştirmektedir. Plânda ana hedef olarak millî gelirin her yıl yüzde 7 artırılması kabul edilmiştir. Bu oldukça yüksek bir artış hızıdır ve fedakârlığı gerektirir.”
On Yıllar Boyunca Hâkim Olan Yaklaşım: Nüfus Artışı Kalkınmanın Önünde Bir Engel
Kalkınma planlarında, uzun yıllar boyunca hızlı nüfus artışı ekonomik kalkınmanın önündeki temel engellerden biri olarak değerlendirilmiştir. Nüfus artışı hızının azalması toplumun bireysel ekonomik gelirin artmasıyla ilişkilendirildiği için kişisel tercihlere yön veren rasyonel nedenler de giderek daha güçlü hale gelmiştir. Nüfus artış hızının azaltmaya ve çekirdek aile yapıyı önemsemeye yönelik içerikler on yıllar boyunca birçok kalkınma planında tekrarlanır bir şekilde devam etmiştir. Bu süreçte kentleşme, eğitim oranlarının artışı, iç göç, modern yaşam pratikleri bu dönemdeki toplumsal değişimin bir diğer motoru olarak yer almaktadır. Kalkınma planları burada toplumsal dönüşümleri bir yandan kurumsallaştıran etmen olarak görülebilir. Aynı zamanda planlar aile ve nüfus konusunda olması gerekeni tarif ederek normatif bir karakter taşıyarak aktif bir rol oynayabilmektedirler.
Küçülen Hane Yapısından Aileyi Güçlendirme Politikalarına
Kalkınma planlarındaki bir diğer önemli paradigma değişikliği 2000’li yıllardan itibaren gerçekleşmiştir. Günümüzde giderek azalan doğurganlık hızı ciddi bir problem olarak görülmeye başlamış ve önceki dönemlerin aksine bir politika yaklaşımı benimsenmiştir. Aile bireysel bir konu olmanın ötesine geçerek toplumsal dayanışmanın, demografik sürdürülebilirliğin ve sosyal refahın taşıyıcısı olarak tanımlanmıştır. Bu noktada artık Türkiye’nin kalkınma anlayışında önceki süreçlerin aksine bir dönüşüm yaşanıyor. 2007 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde “en az üç çocuk” söylemini gündeme getirmiş ve günümüze kadar vurgulanmaya devam etmiştir. Bu söylem, bazı kesimler tarafından özel hayata müdahale olarak değerlendirilmiş ve eleştirilere konu olmuştur. Buna karşın, nüfus artış hızındaki gerileme ve toplam doğurganlık hızının 2001 yılında 2,38 seviyesinden günümüzde 1,51’e düşmesi, söz konusu yaklaşımın aile ve nüfus politikaları açısından daha fazla önem kazanmasına yol açmıştır.
Doğum oranlarının artırılması, iş-aile yaşamının uyumlaştırılması, kuşaklar arası dayanışmanın güçlendirilmesi ve aile merkezli sosyal hizmetlerin yaygınlaştırılması kalkınma planlarının temel hedefleri arasına girmektedir. Özellikle 2020-2024 ve 2024-2028 arası yılları kapsayan planlar hane yapısına bağlı değişiklerin toplumsal gelişmişliğine olan işlevini daha açık olarak ortaya koymaktadır. 11. ve 12. Kalkınmaları paradigma değişikliğini en net ifade eden planlardır.
“Dinamik ve genç nüfus yapısının korunmasına katkı sağlayacak programlar geliştirilecek, geniş aile yapısı teşvik edilecek ve kuşaklar arası dayanışma güçlendirilecektir.”
“Kadın ve erkeğin evlilik bağıyla kurulan, milli ve manevi değerlerin taşıyıcısı olan ailenin her türlü zararlı eğilimden korunması, sağlıklı nesillerin yetişmesi, dinamik nüfus yapısının ve kalkınmanın istikrarlı bir biçimde sürdürülmesini teminen aile kurumunun güçlendirilmesi temel amaçtır.”
Görüldüğü üzere bu planlarda önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerde geniş aile yapısının teşvik edilmesi ve kuşaklar arası dayanışmanın güçlendirilmesi öne çıkmaktadır. Bu çerçevede aile kurumunun toplumsal süreçler karşısında yeniden tanımlandığı görülmektedir Aile dijitalleşme, bireyselleşme ve değer erozyonu birer tehdit olarak görülüp küresel dönüşümler karşısında korunması gereken temel bir yapı olarak ele alınmaktadır. Bu dönemlerdeki kalkınma planlarının hane halkı yapısındaki dönüşümleri dikkate aldığı, nüfus artışını ve yapısını koruyan nitelikte yaklaştığı görülmüştür. Tek kişilik hanelerin, ilk evlilik yaşının, yaşlı nüfusun, tek ebeveynli ailelerin ve az çocuklu hanelerin artışı önemli bir risk alanı olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle nüfusun korunması ve artırılmasını hedefleyen politika yaklaşımı benimsenmektedir.
Toplumsal Dönüşüm ve Eğilimleri Dikkate Alan Aile ve Nüfus Politikaları
Kalkınma planlarının tarihsel seyri kendi içinde tek tip olmayıp bize önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır. Kalkınma planları geçmişte aile yapısının küçültmesini destekler ve gerekli görürken bugün genişletilmesine yönelik bir kapsam içermektedir. Bir dönem azaltılması hedeflenen doğurganlık oranları, günümüzde korunması ve desteklenmesi gereken stratejik bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bu durum arka planda toplumsal değişimleri yer yer takip eder niteliktedir. Politikalar bu süreçleri yavaşlatan veya hızlandıran bir etkiye sahiptir. Kalkınma planlarında bu değişiklikler aile ve nüfus konusundaki seyri görmeye ve anlamaya yardımcı olmaktadır.
Bugün, kalkınma planları ve politikalarının seyrinde kültürel yapı ile yaşam tarzları arasındaki ilişkinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu ilişki göz ardı edildiğinde veya mesele mekanik bir şekilde ele alındığında, toplum ile politika arasında makas açılmaya başlayacaktır. Kalkınma planları, toplumun beklentilerini ve yaşam planlarını dikkate aldığında politika ile reel yaşam arasında mesafe azalacaktır. Kalkınma planlarının yaklaşımı bir müdahaleden çok, aile ve nüfus yapısına engel olan koşullara ve nedenlere odaklanıldığı çalışıldığı takdirde demografik işlevselliği yüksek olacaktır.
Bu noktada daha muhafazakâr görünen aile, günümüz koşullarında sürdürülebilir ve işleyen bir mekanizmanın temel unsurlarından biri olarak daha önemli hale gelmektedir. Evlilik, çocuk sahibi olma ve çekirdek aile yapısı, ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile kalkınma planları ve politikaları arasında karşılıklı bir ilişki içinde ele alınır. Her ne kadar bu konular geleneksel aile yapımız, kültürümüz ve inancımızın belirleyici olduğu alanlar gibi görünse de, bu ilişkinin çift yönlü olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle aile birliği ve bütünlüğünü koruma, doğurganlık hızını artırmaya yönelik adımlar devletlerin ve toplumların gelişimiyle doğrudan ilişkili bir alan olarak giderek daha çok karşımıza çıkmaktadır. Kalkınma planları, toplumsal eğilimleri etkileyen ve tarihsel süreçleri yönlendirilen önemli bir işleve ve role sahip olmaya devam etmektedir.