Cebimizdeki Kara Delik: Akıllı Telefonlar

Cebimizdeki Kara Delik: Akıllı Telefonlar

Çocukları dijital dünyanın zararlarından korumak için uygulamaları yasaklamak yeterli mi? Asıl tehlike uygulamalarda mı, yoksa cebimizde taşıdığımız dijital dünyada mı gizli? 

Fatma Betül Ercan

Bugün çocukların sosyal medya kullanımını kısıtlamayı tartışıyoruz. Oysa temel soruyu es geçiyoruz: Bu uygulamalara sınırsız erişim sağlayan cihazlar neden hâlâ çocukların elinde? Gerçekçi olalım: Elinde akıllı telefon olan bir çocuğun sosyal medya kullanmama iradesi göstermesini beklemek, çocuğun önüne marshmallow koyup bekle demekten farksız. Hatta daha zor çünkü burada çocuğun tek sorunu iradesi değil, bilişsel süreçleri direnemeyecekleri şekilde hedefleyen teknoloji şirketleri. Bu platformlar, tasarlanmış bağımlılık prensipleriyle çalışan, dopamin döngüsünü sürekli tetikleyerek “bir kez daha bak” komutunu otomatikleştiren mühendislik ürünleri. Yani mesele çocukların disiplin eksikliğinden ziyade, çocukların karşısında saniyelerini satın almak için çalışan, davranış bilimciler, tasarımcılar ve nörobilimciler tarafından inşa edilmiş bir sistem olması.

Akıllı Telefonların Çocuklara Etkisi

Son on yılda akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla Jean Twenge’in de vurguladığı gibi çocukların duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimindeki kırılmalar arasındaki paralellik giderek belirginleşti. Nedensellik tartışılabilir; ancak intihar, depresyon, beden algısı bozulması ve kaygı oranlarındaki artışla telefon kullanımındaki yükseliş arasında güçlü bir paralellik var. Bu paralellik COVID-19 döneminin dijital ivmesiyle daha da pekişti. Çocukların tüm bu manipülasyonlara daha açık olduğu gelişimsel olarak zaten biliniyor. Buna rağmen onlardan yalnızca “faydalı” içerikleri seçmelerini bekliyoruz. Bu beklenti gerçeklikle bağdaşmıyor.

Üstelik sorun sadece psikolojik değil, sosyolojik bir sıkışmayı da içeriyor. Bir aile çocuğuna telefon vermediğinde, çocuk yalnızca ekrandan değil, akran grubunun dilinden, iletişim ritminden, plansız buluşmaların ve arkadaşlık bağlarının merkezinden de uzak kalıyor. Yani sorun “istemezsek vermeyiz” basitliğinde değil. Sorun herkesin aynı anda uymadığı bir ortamda tek başına direnebilmenin neredeyse imkânsız olması. Bu nedenle devlet düzenlemesi yalnızca bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluk haline geliyor.

Dünyada Akıllı Telefon Kısıtlamaları

Dünyanın pek çok ülkesinde yaş kısıtlamaları gündeme gelmesi bu nedenle şaşırtıcı değil. Avustralya 16 yaş altı için sosyal medya yasağını yürürlüğe soktu; Fransa, Danimarka, Malezya ve İspanya da yaş sınırlarını yukarı çekmeyi tartışıyor. Türkiye’deki düzenlemenin de ocak sonunda meclise sunulması bekleniyor. Bu adımlar önemli ama sorunun merkezine dokunmuyor. Çünkü sosyal medya yasağı cihazın kendisini yasaklamıyor. Ve cihaz çocuğun elindeyse yasağı delmek her zaman mümkün.

Okullardaki telefon yasakları da aynı tuzağa düşüyor. ABD’de devlet okullarının yüzde 77’sinde çeşitli düzeylerde akıllı telefon kısıtlaması uygulanıyor. İspanya’da bazı bölgelerde 2015’ten beri akıllı cihazlar okuldan tamamen çıkarılmış durumda. Araştırmalar akademik performansta artış gösteriyor; İngiltere’de düşük başarı grubunda ulusal sınav notlarının yükseldiği bile görülüyor. Fakat veriler bir noktada birleşiyor: Yasağın etkisi okul duvarlarıyla sınırlı. Çocuk okuldan çıkar çıkmaz aynı dikkat tuzaklarının içine geri dönüyor. Çünkü sorun okul değil, cihazın hayatın her anını işgal etmesi. Akıllı telefonların hayatımıza girişinden bu yana geçen 10 küsür yılda çocukların gelişimini doğal bir deney olarak ele aldığımızda artık bu kullanım şeklinin hatalı olduğu görülüyor. Bu durum çocukların akıllı cihaz kullanımına kapsayıcı bir düzenleme getirilmesinin gerekli olduğunu açıkça gösteriyor.

Erişim Sorunu: Teknoloji Değil, Sürekli Maruziyet

Tam da bu nedenle tartışmayı “teknoloji yasaklanmalı mı?” ikilemine sıkıştırmak yanıltıcıdır. Mesele teknoloji değil, her an her yerde maruziyet. Bir bilgisayarın başında ödev yapmakla cebinde sürekli titreşen bir algoritmanın bulunması arasında uçurum var. Akıllı telefon, bir araç değil, bir yaşam alanı haline geldi. Çocukların bu kontrolsüz dijital alandan çıkarılıp sınırları belli ve amaç odaklı kullanım biçimlerine yönlendirilmesi, bir lüks değil, gelişimsel bir haktır (bkz. Dijital Dünyada Çocuk hakları Sözleşmesi, m.3).

Bu nedenle çocukların akıllı cihaz kullanımına kapsayıcı bir düzenleme getirilmesi artık kaçınılmaz görünüyor. Aksi halde yalnızca bugünkü zararları değil, büyük bir fırsat maliyetini de gözden kaçırıyoruz. Telefonun olmadığı boşlukta ne vardı? Sıkılabilme becerisi, derin odaklanma kapasitesi, oyun temelli sosyallik, spontane arkadaşlıklar… Oyun temelli çocukluktan ekran temelli çocukluğa geçişin maliyeti sadece dikkat değil, çocukluğun kendisi.

Bu Bir Toplum Sağlığı Meselesi

Bu tablo yalnızca çocuk gelişimi meselesi değil; bir kamu sağlığı krizidir. Tıpkı tütün endüstrisinin yıllarca zararları gizlemesi gibi, teknoloji şirketleri de erişim fırsatı maskesi altında çocukların dikkat süresini bir hammadde gibi işliyor. Ebeveynlerin bu algoritmalara karşı verdiği mücadele, adeta bir elinde kürdanla kaleye saldırmaya benziyor.

Dolayısıyla sosyal medya yasakları tek başına çözüm olamaz. Çocuklara “hesap açma”, “erişme”, “dayan” demek, yetişkinlerin sorumluluğunu çocuklara yüklemekten başka bir şey değil. Tam da bu sebeple çeşitli toplumsal hareketler ortaya çıkıyor: ABD’de Wait Until 8th, Kanada’da UnpluggedCanada, New York’ta yüzyüze ilişkileri korumak için tuşlu telefona geçiş yapan lise öğrencilerinin kurduğu Luddite Club… Hepsinin ortak noktası şu: Aileler tek başına mücadele edemiyor; sistem çocuklara karşı çalışıyor.

Akıllı telefonların bilgiye erişimi kolaylaştırdığı, dijital becerileri geliştirdiği gibi savunmalar elbette var. Ancak mesele yalnızca fayda değil; bu faydanın bedeli. Peru’daki One Laptop per Child projesinin başarısızlığı, dijital araçlara sahip olmanın otomatik olarak öğrenme üretmediğini açıkça gösterdi. Üstelik teknoloji şirketlerinin çıkarlarıyla uyumlu olan bu fayda iddiasının çoğu zaman teknoloji şirketlerinin ticari çıkarlarıyla da örtüştüğünü unutmamak gerekir.

Gerçek Koruma İçin İlk Adım: Akıllı Telefon Erişimini Düzenlemek

Bugün Türkiye’ye baktığımızda 15 yaş altı sosyal medya kısıtlaması yerinde ama yetersiz bir adım. 6–10 yaş arası çocukların yüzde 53’ünün, 11–15 yaş arası çocukların ise yüzde 79’unun sosyal medya kullandığı düşünüldüğünde düzenleme geniş bir koruma hedefliyor gibi görünse de, hâlihazırda platformların 13 yaş sınırını bile etkin şekilde uygulamadığını biliyoruz. Bu da demek oluyor ki çözüm platformda değil, platforma sürekli ve kontrolsüz erişim sağlayan akıllı telefonda.

Sonuç açık: Çocukları korumak istiyorsak önce akıllı telefonu denklemin dışına çıkarmalıyız. Sosyal medya yasakları sorunun etrafında dolaşıyor; oysa merkezi, yani cihaza erişimi düzenlemeden gerçek bir dönüşüm mümkün değil.

İçerik bulunamadı.
İçerik

İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.