Kronolojik Yaş ve Okul Olgunluğu Arasında Okula Başlama Yaşı Tartışmaları

Kronolojik Yaş ve Okul Olgunluğu Arasında Okula Başlama Yaşı Tartışmaları

 

Okula başlama yaşının 72 ay olarak sabitlenmesi, kesme tarihinin netleştirilmesi açısından önemli bir adım olabilir. Ancak bu durumda, takvim yaşı olarak daha büyük olan çocukların okul öncesinde geçirecekleri sürenin içerik, pedagojik yaklaşım ve özellikle duygusal destek boyutlarında yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Turgay ÖNTAŞ

 

Okul olgunluğu çocuğun ilkokulun yapısal ve pedagojik taleplerine uyum sağlayabilme kapasitesini ifade eden çok boyutlu bir gelişim göstergesidir. Dikkatini sürdürebilme, verilen yönergeleri anlayıp uygulayabilme ve başladığı etkinliği tamamlayabilme gibi bilişsel göstergeler okul olgunluğunun temel bileşenleri arasındadır. Öz bakım becerilerinin yeterliliği de çocuğun okul ortamında bağımsız hareket edebilmesi açısından belirleyici bir ölçüttür.

Okul olgunluğu öz düzenleme becerilerini de kapsar. Çocuğun duygularını kontrol edebilmesi, sınıf kurallarına uyum sağlayabilmesi ve sosyal etkileşimlerde uygun tepkiler verebilmesi önem taşır. Akran ilişkileri kurabilme, paylaşma ve iş birliği yapabilme becerileri, sınıf içi uyumun ve öğrenme sürecine katılımın temel göstergeleri olarak öne çıkar. Öğretmenle kurulan güven temelli bağlanma ilişkisi, çocuğun okula yönelik tutumunu ve okulda kalma süresini doğrudan etkilemektedir.

Türkiye’de ve Dünyada Durum

Türkiye’de okula başlama yaşına ilişkin düzenlemeler 2012 yılında önemli değişikliklere konu olmuştur. 6287 sayılı kanunda mecburi ilköğretim çağı, “6-13 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ, çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar.” şeklinde tanımlanmıştı . Bu yasal çerçevenin ardından yapılan yönetmelik düzenlemelerinde ilkokul birinci sınıfa kayıtların yapıldığı yılın eylül ayı sonu itibarıyla 66 ayını dolduran çocukların doğrudan ilkokula kaydedilmesi öngörülmüş; 60-66 ay aralığındaki çocuklara ise velilerinin yazılı talebi doğrultusunda ilkokula başlama imkânı tanınmıştır. Hâlihazırdaki düzenleme ile ilkokula başlama yaşı 69 ayını doldurma şartına yükseltilmiş; 66, 67 ve 68 aylık çocukların velilerinin talebi doğrultusunda ilkokula başlayabilmeleri mümkün hâle getirilmiştir. Ayrıca okul müdürlüklerine yaşça kayıt hakkı elde eden 69-71 aylık çocukları, velinin yazılı talebi üzerine okul öncesi eğitime yönlendirme veya kayıtlarını bir yıl erteleme yetkisi verilmiştir. Bu uygulama 66-84 ay arası çocukların aynı sınıfta eğitim almaları mümkün olmuştur. Konu hem okula başlama yaşı hem de kesme tarihine bağlı olarak ortaya çıkan açıklık açısından tartışılmalıdır. Genel olarak ilkokula başlama yaşı ile ilgili ülkeler farklı yaşları referans alabilmektedir (Tablo 1.). Okula başlama yaşının takvim yılı veya kesme tarihi açısından farklı uygulamalarda bulunmaktadır.

Tablo 1. Farklı Ülkelerde Okula Başlama Yaşı

Yaş

Ülkeler

5 Yaş

Birleşik Krallık, Yeni Zelanda, Avustralya

6 Yaş

Belçika, Brezilya, Lüksemburg, Japonya, İtalya, Azerbaycan, Hollanda, Norveç, İsviçre, Singapur, Türkiye

7 Yaş

Rusya, Estonya, Finlandiya, İsveç

 

Kaynak: World Bank (2025)

Okula Başlama Yaşı Neye Göre Belirlenmeli?

Türkiye’de 72 ayını doldurmadan okula başlayan çocuklarla öğretmenlerin ders sürecinde daha fazla zorlandığı bilinmektedir. Okula başlama kararı çocuğun okul olgunluğu açısından çok boyutlu bir değerlendirmeyi zorunlu kılar. Çocuğun tuvalet ihtiyacını bağımsız karşılamadan derste kalabilmeye, yönergeleri takip edebilme becerisinden, başladığı etkinliği sürdürebilmeye ve akranlarıyla sağlıklı iletişim kurabilmeye kadar uzanan geniş bir yelpazedeki beceriler, ilkokul sürecine uyumun temel belirleyicileridir. Bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde okul olgunluğu, kronolojik yaştan bağımsız olarak ele alınması gereken; çocuğun bilişsel, duyuşsal, sosyal ve davranışsal gelişimini bütüncül biçimde yansıtan bir kavramdır.

Türkiye’de aynı sınıfta 66-84 ay aralığındaki çocukların birlikte eğitim gördüğü bir uygulamanın ortaya çıkardığı bu geniş yaş aralığı, sınıf içinde belirgin gelişimsel farklılıklar doğurmakta ve öğretim sürecinin niteliğini etkilemektedir. Bütüncül değerlendirmeye olan ihtiyaçla birlikte öğretmen deneyimleri özellikle 72 aydan küçük çocuklarda bir-iki aylık gelişim farkının bile anlamlı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. 

Okula başlama yaşına ilişkin düzenlemeler çocuk gelişimini merkeze alan bütüncül bir politika yaklaşımı gerektirir. Bu süreç erken çocukluk döneminin doğal uzantısı olarak ele alınmalıdır. İlkokula geçiş her çocuk için benzer gelişimsel anlamı taşımamaktadır. Bu nedenle sınıf yapılarının, çocukların gelişimsel profilleri dikkate alınarak kurgulanması gerekir.

Okula Başlama Sürecinde Değerlendirme

Okula başlama sürecinde velilerin karar sürecindeki rolü de önemlidir. Velilerin rolü bireysel tercihin ötesinde kamusal sorumluluk bağlamında ele alınmalıdır. Karar süreçlerinin uzman bilgisiyle desteklenmesi, çocuk yararının korunması açısından önem taşır. Okula başlama yaşına ilişkin uygulamalar gelişimsel farklılıkları gözeten bir perspektifle ele alınmalıdır. Özellikle dezavantajlı aileler açısından uzman desteği sürecinin erişilebilir, kurumsal ve sürdürülebilir biçimde yapılandırılması ayrı bir önem taşımaktadır. Sosyoekonomik yetersizlikler, bilgi eksikliği ve kurumlarla kurulan mesafeli ilişkiler ailelerin profesyonel destek hizmetlerinden yararlanmasını sınırlayabilmektedir.

Okula başlama sürecine ilişkin destek mekanizmalarının Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen bütüncül bir yapı içinde ele alınması çocuklar açısından faydayı arttıracaktır. Okul psikolojik danışmanları çocuğun okul olgunluğu, uyum düzeyi ve aileyle yürütülecek rehberlik sürecinde temel koordinasyon rolünü üstlenmelidir. Okul öncesi öğretmenleri çocuğun erken çocukluk dönemine ilişkin gözlemleriyle öz bakım becerileri, sosyal etkileşim ve sınıf içi işlevsellik hakkında sürece pedagojik katkı sunmalıdır. Sınıf öğretmenleri ilkokulun beklentileri doğrultusunda çocuğun öğrenme süreçlerine ve sınıf ortamına uyumuna ilişkin değerlendirmelerle karar süreçlerinde yer almalıdır.

Kararsız kalınan durumlarda çocuk gelişimi uzmanları ve çocuk psikiyatristlerinden de destek alınmalıdır. Çocuk gelişimi uzmanları çocuğun bilişsel, duyuşsal ve psikomotor gelişim alanlarına ilişkin değerlendirmelerle pedagojik kararları desteklemelidir. Çocuk psikiyatristleri ise gerekli görülen durumlarda gelişimsel risklerin, davranışsal güçlüklerin ve ruhsal ihtiyaçların erken dönemde belirlenmesine katkı sunmalıdır. Profesyonel destek mekanizmalarının okul temelli ve ücretsiz hizmet sunacak biçimde yapılandırılması, dezavantajlı ailelerin sürece katılımını artıracaktır. Bakanlıklar arası koordinasyonla kurulacak mekanizma özellikle risk altındaki çocuklar için erken tanılama, doğru yönlendirme ve önleyici destek işlevi görecektir.

Politika Önerileri ve Çok Boyutlu Değerlendirme

Yapılan değerlendirmeler ışığında okula başlama yaşına bağlı ortaya çıkan gelişimsel farklılıklara duyarlı, okul olgunluğunu merkeze alan ve çok boyutlu değerlendirme ile destek mekanizmalarıyla güçlendirilmiş bir esneklik geliştirilmesi; öğrencilerin okul uyumu, eğitimde süreklilik ve uzun vadeli eğitim çıktıları açısından temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu çerçevede, okula başlama yaşının 72 ay olarak sabitlenmesi, kesme tarihinin netleştirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durumda, takvim yaşı olarak daha büyük olan çocukların okul öncesinde geçirecekleri sürenin içerik, pedagojik yaklaşım ve özellikle duygusal destek boyutlarında yeniden yapılandırılması gerekmektedir.  Özellikle kesme takvimi açısından eylül ayında 70-71 aylık olan çocukların okul öncesi eğitimde olmaları ve gelecek yıl birinci sınıfa başladıklarında 82-83 ay olmalarını da dikkate almak gerekir. Böyle bir düzenleme hem gelişimsel bütünlüğü güçlendirecek hem de ilkokula geçiş sürecini daha sağlıklı bir temele oturtacaktır. 

Buna ek olarak, okul olgunluğu esas alınarak öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor gelişimlerini destekleyecek kapsayıcı biçimde oluşturulması okulda geçirilen sürenin etkili ve verimli olması açısından katkı sağlayabilir. Özellikle velilerin çocuklarının okul olgunluğu açısından uzman desteği alacakları mekanizmalar oluşturularak profesyonel tavsiye alma olasılıklarını arttırmak gerekir. Özellikle dezavantajlı koşullarda olan veli ve çocuklara yönelik tavsiye olanakları arttırılmalıdır.

Okullarda okul olgunluğunu değerlendirmeye yönelik ölçme araçlarının tarama, derinlemesine değerlendirme ve izleme basamaklarını içerecek biçimde yapılandırılması gerekmektedir. Tarama bataryaları risk göstergelerinin erken dönemde belirlenmesini sağlamalıdır. Derinlemesine değerlendirme araçları, gelişim alanlarına ilişkin ayrıntılı analiz sunmalıdır. İzleme bataryaları ise çocuğun zaman içindeki gelişimini düzenli olarak takip etmeye imkân tanımalıdır. Tarama, derinlemesine değerlendirme ve izleme araçlarının okul psikolojik danışmanları, çocuk gelişimi uzmanları ve ilgili sağlık profesyonelleri tarafından ücretsiz biçimde kullanılabilmesi sağlanmalıdır. Bu araçlara ilişkin kullanıcı eğitimleri de ücretsiz olarak sunulmalıdır. 

Demografik veriler açısından optimal kararlar alabilmek için heterojeniti analizlerinin de yapılması gerekir. Ay gruplarındaki kümelenmeler de esas alınarak veriye dayalı karar alma süreçleri işletilmelidir. 

Sonuç olarak, okula başlama süreci yalnızca kronolojik yaşa indirgenemeyecek kadar karmaşık ve çok boyutlu bir gelişim alanını temsil etmektedir. Türkiye’de mevcut uygulamaların ortaya çıkardığı geniş yaş aralığı, çocuklar arasındaki gelişimsel farklılıkları görünür kılmakta ve okul olgunluğunu merkeze alan bütüncül bir politika yaklaşımını zorunlu hâle getirmektedir. Okula başlama yaşına ilişkin kararların, çocuğun bilişsel, duyuşsal, sosyal ve davranışsal gelişimini birlikte değerlendiren; uzman desteğiyle güçlendirilmiş, esnek ve veriye dayalı mekanizmalarla alınması, hem çocukların okul uyumunu hem de eğitimde süreklilik ve uzun vadeli öğrenme çıktılarının niteliğini artıracaktır.

İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.