Hikmetin İzinde Bir Ömür: Seyyid Muhammed Nakib el-Attas’ın Fikrî Mirası ve Eğitime Bakışı
Modern Müslüman zihnin en berrak, en vakur ve en özgün seslerinden biri olan Seyyid Muhammed Nakib el-Attas vefat etti. Sekülerizm eleştirisi, bilgi anlayışı, “edeb” kavramı, iyi insan ile iyi vatandaş arasındaki ayrım ve modern dünyada ortaya çıkan bilgi krizi üzerine geliştirdiği fikirlerle Attas’ın eserleri, Müslüman zihnin en temel meselelerine rehberlik etmeye devam ediyor.
İpek COŞKUN ARMAĞAN
Yemenli münevver bir aileden gelip Indo-Malay dünyasında doğup büyüyerek çağdaş İslam düşüncesine çok derinlikli, değerli ve özgün bir duruş getiren Seyyid Muhammed Nakib el-Attas geçtiğimiz hafta vefat etti. 2000’li yılların başında Attas’ı keşfetmeme vesile olan eseri Türkçeye “İslam, Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi” başlığıyla tercüme edilen Islam and Secularism kitabıydı. İlk sayfasında kitabı “Müslüman Gençlere…” (to Muslim Youth) ithaf etmesi daha bir merak ve istekle okumama sebep olmuştu. Ve hayatımdaki en güzel fikri karşılaşmalardan birini yaşamış olmanın mutluluğu ile Attas’ı okumaya ve yakın takip etmeye o yıllarda başlamıştım.
Attas, geldiği coğrafyanın yıllarca maruz kaldığı sömürge işgali ve bunun sebep olduğu toplumsal, siyasal ve fikri türbülansa rağmen duruşunu her daim İslami düşünce üzerine zenginleştirebilmiş ilkeli bir alimdi. Bu bakımdan vefatı sonrasında oluşan boşluk öyle kolay doldurulacak bir boşluk değildir. Zira zihnini dekolonize edebilmiş nadir düşünürlerden biri olarak halen önemli bir geleneği temsil ediyor.
Attas, özellikle İslam metafiziği ve eğitimi üzerine yazdığı eserlerde modern bilimsel düşünme tarzının indirgemeciliğini titizlikle analiz ediyor. Bilhassa İslam Metafiziğine Prolegomena İslam'ın Dünya Görüşünün Asli Unsurlarına Dair Bir Açıklama adlı eserinde bunun gerçeklik tasavvurunun parçalanmasına neden olduğuna vurgu yapıyor.[i]
Attas’a göre Batı düşüncesinin indirgemeciliği sebebiyle; akıl ile iman, ruh ile beden, din ile bilim arasında aşılması imkânsız bir ikilik (dualizm) yaratılmıştır. İslami tasavvurda ise tüm bu alanlar Tevhid ilkesiyle birbirine bağlıdır; akıl (ratio) ve entelekt (intellectus) ayrıştırılamaz bir bütündür ve her türlü bilimsel faaliyet dini sorumluluktan bağımsız değildir. Sonuç olarak, Attas’a göre Batı biliminin seküler doğası bilgiyi gerçek amacından, yani insanı kendi hakikatine ve Allah’a ulaştırma amacından koparmış ve onu yalnızca maddi bir güç ve kontrol aracına dönüştürmüştür; bu durum İslam ve Sekülerizm adlı eserinde ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.[ii]
Attas düşüncesinin insan tanımında da kavramların ve tanımların dekolonizasyonu önemlidir. Çünkü Batı düşüncesinde insan, yeryüzüne hapsedilmiş, seküler ve fiziksel bir varlık, rasyonel bir hayvandır. Bu noktada Attas’a göre Batı düşüncesi hümanizm ile insanı Tanrılaştırmış, Tanrı’yı ise insancıllaştırmıştır. Bu durum insanda rasyonel kapasitenin sadece dünyevi isteklere hizmet etmesine neden olmuştur ki Attas düşüncesinde bu sonuç insanı bilgi krizine ve edebin kaybına götüren hazin bir başlangıçtır.
Oysa insan, kendi içindeki ruhsal hiyerarşiyi koruduğu sürece; yani aklı ve ruhu, bedensel arzularına hükmettiği sürece, "iyi insan" ve "adaletli insan" olur. Kendini ve yaratılış düzenindeki yerini doğru tanıması, Attas'ın eğitim felsefesinin merkezindeki "edeb" kavramının da temelidir. Bu nedenle insan; Allah'a borçlu olduğunu bilen, ruhsal bir cevhere sahip olan ve akıl yetisiyle hakikati idrak edebilen sorumlu bir varlık olarak tarif edilir.
İyi İnsan ya da İyi Vatandaş
Attas’ın eğitim ve varlık düşüncesinde yaptığı en açık ayrımlardan birine gelecek olursak, onun iyi insan ile iyi vatandaş arasında önemli bir fark gözettiği görülür. Attas’a göre iyi insanın iyi bir vatandaş olma olasılığı yüksektir ve fakat salt iyi bir vatandaşın aynı zamanda iyi bir insan da olmasını beklemek gerçekçi değildir. Bu sebeple Attas’a göre eğitim süreci, insanı sadece seküler bir devletin işlevsel bir birimi olan "iyi vatandaş" olarak görmez. Çünkü insanın ruhu, devletten veya toplumsal yapılardan daha öncelikli ve kalıcı bir gerçekliğe sahiptir. Bu nedenle eğitim, bireyi kendi ruhsal derinliğini keşfeden, hikmet ve adalet sahibi bir "iyi insan" yapmaya odaklanır.[iii]
Attas'a göre, her bir birey "iyi insan" olduğunda, toplum zaten kendiliğinden iyi bir yapıya kavuşacaktır. Ancak iyi vatandaşlık, her zaman ruhsal olgunluk garanti etmez. İslam eğitimi insanı devletin kulu değil, Allah'ın halifesi olarak konumlandırır. Bu da bir özne olarak insanı hem kendi varlığına hem de çevresindekilerin varlığına saygı ve sorumluluk duymasını gerektirir. Özetle; "iyi vatandaş" modeli insanı toplumsal bir araç olarak görürken, "iyi insan" modeli onu ebedi mutluluğun muhatabı bir özne olarak kabul eder. Bu yaklaşım farkı, eğitimin temelini seküler devletin değil, "kamil insan" modelinin üzerine inşa eder. Zira gerçek eğitim, sadece bilgi depolamak değil, insanı hakiki bir şahsiyet olarak kendi merkezine yani asıl özüne geri döndürmektir.
Bilginin Krizi ve Edebin Kayboluşu
Edep (Arapça aslı ile adab) kelimesi, aslî ve temel anlamında bir ziyafete davet etmek demektir. Ziyafet fikri, ev sahibinin şeref ve itibara sahip bir kişi olduğunu ve orada birçok insanın bulunduğunu ima eder. Orada bulunan kişiler, ev sahibinin davetine layık gördüğü kimselerdir; dolayısıyla bunlar, nitelikli özelliklere ve iyi bir terbiyeye sahip, konuşmalarında, davranışlarında ve görgü kurallarında kendi konumlarına yakışır şekilde davranmaları beklenen kimselerdir. (Al-Attas, 1993, S. 149)
Attas’ın kitabında edeb kelimesini kavramsallaştırılması ve yukarıdaki gibi tanımlaması da oldukça değerlidir. Bunun bir ziyafete dönüşebilmesi için ise hakiki bilgiye ihtiyaç vardır. Bu yüzden Attas'a göre modern Müslüman toplumun temel açmazı, siyasi veya ekonomik olmaktan ziyade köklü bir "bilgi krizi"dir. Bu kriz, en yalın haliyle bilgideki kafa karışıklığı ve hata (confusion and error in knowledge) olarak tanımlanır. Krizin ana kaynağı, Batılı ve seküler kavramların İslam dünyasına sızarak Müslüman zihnini "de-İslamize" etmesidir. Batı medeniyetinin doğayı ruhani anlamından koparan ve değerleri göreceleştiren felsefi programı, İslam'ın dünya görüşünü yansıtan temel kavramların anlamlarını bozarak yerinden kaymasına neden olmuştur.
Bu epistemolojik bozulma ya da kolonizasyon, doğrudan "edeb kaybına" (loss of adab) yol açar. Attas için edeb; kişinin hem kendi iç dünyasında hem de dış alemde her şeyin "doğru yerini" (proper place) tanıması, varlık hiyerarşisini idrak etmesidir. Edeb kaybolduğunda, hikmet ve adalet duygusu sarsılır. Attas'a göre bu kırılmayı onarmanın tek yolu, bilginin yabancı unsurlardan arındırılması (dewesternization) ve eğitimin sadece teknik bir süreç değil, ruhsal disiplini içeren bir "tedib" (edep kazandırma) süreci olarak yeniden inşa edilmesidir.
Eğitimde Birlik ve Tedib
Nakib el Attas 1977 yılında ilk kez toplanan Dünya İslam Eğitimi Kongresine öncülük eden ekibin içerisinde bulunmuştur. Bu kongrenin devamlılığı sınırlı kalmış olsa da eğitim tarihinde önemi büyük olmuştur. Çünkü Batılılaşmanın ve sömürgeciliğin etkisini uzun süre topraklarında, toplumlarında ve zihinlerinde yaşayan Müslüman ülkeler ilk kez bir araya gelip eğitim üzerine özgün bir model arayışına girmiştir. Kongrenin sonuçları üç ayrı kitapla paylaşılmıştır. İlk iki kitap Müslüman eğitimindeki kriz ile müfredat ve öğretmen eğitimi üzerinedir. Attas ise üçüncü kitabı İslami Eğitim: Araçlar ve Amaçlar (Aims and Objectives of Islamic Education) ismiyle yayınlamıştır.
Kitapta, Batı eğitimindeki sadece duyulara ve rasyonalizme dayalı bilgi anlayışına karşın İslami tarzda eğitimin, aklın hem fiziksel dünyayı kavrayan rasyonel yönünü hem de manevi hakikatleri sezen kalbi (manevi/sezgisel) yönünü aynı anda kullanmayı hedeflediği anlatılır. Buna göre eğitim süreci, bu iki yeti arasındaki bağı güçlendirerek insanın "hikmet" sahibi olmasını sağlayan bir birlik işlevi görür. Özetle, insandaki ikili doğa, eğitimi sadece bir kariyer hazırlığı olmaktan çıkarıp, ruhun maddi dünyadaki imtihanını başarıyla tamamlamasını sağlayan bir tekamül süreci haline getirir.
Attas, bu felsefi bakışa bir yöntem de getirir: İslam eğitimindeki en etkili ve doğru yöntem, eğitimi bir "tedib" (edep kazandırma) süreci olarak görmektir. Bu bakımdan eğitimin sadece bilgi aktarımı veya fiziksel bir büyüme süreci olmadığını, aksine insanın ruhsal ve entelektüel disiplinini merkeze alan derin bir yöntem olduğunu savunur.[iv] Bu nokta eğitimin yeniden düzenlenmeye başlanması gereken yerin üniversiteler olduğunu savunur. Üniversite, "kamil insan" modelini yansıtmalı ve alt eğitim kademeleri için bir rehber (ölçüt) görevi görmelidir. Eğer dönüşüm alt seviyelerden başlatılmaya çalışılırsa, en üst düzeyde mükemmel bir model olmadığı için başarıya ulaşılamaz. Bu yüzden el-Attas üniversiteyi, İslam medeniyetinin entelektüel ve ruhsal mirasını koruyan, modernitenin sekülerleştirici etkilerine karşı bilgiyi yeniden inşa eden ve insanı kendi hakikatine geri döndüren stratejik bir kale olarak görür.
Hülasa, Nakib el-Attas, ömrünü varlığın birliği ve Müslümanların entelektüel bütünlüğü fikrine adamış, çağının ötesinde bir düşünürdü. Eğitim, insan, dil ve varoluş üzerine geliştirdiği birlik ve bütünlük perspektifi, bugün her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Bu nedenle, özellikle dekolonizasyon tartışmalarının yoğunlaştığı, çocuklarımızın ruh ve beden bütünlüğünün parçalandığı bugünlerde, Attas’ın fikrî mirasına daha dikkatli ve derinlikli bir şekilde yeniden bakmanın tam zamanı.
[i] i Al-Attas, S. M. N. (1995). Prolegomena to the metaphysics of Islam: An exposition of the fundamental elements of the worldview of Islam. International Institute of Islamic Thought and Civilization (ISTAC).
[ii] Al-Attas, S. M. N. (1993). Islam and secularism. International Institute of Islamic Thought and Civilization (ISTAC).
[iii] a.g.e
[iv] Al-Attas, S. M. N. (1980). The concept of education in Islam: A framework for an Islamic philosophy of education. Muslim Youth Movement of Malaysia (ABIM).