Sessiz Yıkımın Haritası: Dijital Kumarın Görünmeyen Anatomisi
Dijital kumar bağımlılığı, bugün gündemin merkezine yerleşmiş olabilir; ancak veriler, bu krizin çoktan başladığını söylüyor. Peki biz neden bu kadar geç fark ettik?
Adnan Ertemel
Son aylarda önemli bir toplumsal sorun olarak gündemi meşgul eden dijital kumar bağımlılığı, bir gecede ortaya çıkmış bir olgu değil. Uzun süredir sessiz ve derinden ilerleyen bu bağımlılık karşısında asıl soru şu: Bunca yıl boyunca neden kimse onu gerçekten görmedi, ya da görmek istemedi?
Oratada sessiz bir eşik var. Ne ani bir kriz anı ne de kolayca fark edilen bir kırılma. Daha çok yıllar boyunca yavaş yavaş aşınan bir zemin gibi. Üzerinde yürüyenler bunu fark etmiyor, dışarıdan bakanlar ise çoğu zaman hiç görmüyor. Dijital kumar verileri, tam da bu sessizliğin içinden konuşuyor.
Enstitü Sosyal tarafından yayımlanan “Türkiye’de Dijital Kumar: Görünüm, Dinamikler ve Mücadele Stratejileri” başlıklı araştırma raporu, Türkiye’de dijital kumarın ulaştığı boyutu bütüncül bir çerçevede ele alıyor. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) verileri, nitel görüşmeler ve politika çalışma gruplarından elde edilen bulgular birlikte okunduğunda, dijital kumarın artık bireysel bir sapma alanı olmaktan çıkıp kamusal sonuçları olan ciddi bir toplumsal risk hâline geldiği açıkça görülüyor. Bu yazı dizisi, söz konusu rapordaki verileri art arda sıralamakla yetinmiyor; aksine bu bulguların neye işaret ettiğini, hangi dinamikler içinde ortaya çıktığını ve nasıl bir dönüşüme işaret ettiğini anlamaya çalışıyor. Dizinin bu ilk yazısında ise odağımız, YEDAM verilerinin işaret ettiği yapısal gecikme. Hikâye aslında biliniyor. Asıl mesele, bu hikâyenin neden bu kadar geç anlatıldığı.
Verinin Gösterdiği Gecikme
YEDAM’ın danışma hattı kayıtları, ilk değerlendirme formları ve sosyal hizmet bilgi formlarından oluşan üç katmanlı veri seti, yüzeyde dağınık görünen başvuruları zaman içinde tek bir desene dönüştürüyor. Başvurular yıllara yayıldıkça artıyor, yaş dağılımı daralıyor, sosyoekonomik profil keskinleşiyor. Bu tablo, rastlantısal bir artıştan çok, gecikmiş bir birikimin açığa çıkışını gösteriyor.
Verinin en çarpıcı noktası, kumarla ilk temas yaşı ile profesyonel yardım arama yaşı arasındaki mesafe. Ortalama 21 yaşında başlayan bir davranış, yaklaşık 34 yaşında yardım talebine dönüşüyor. Arada geçen 13 yıl, raporda sadece bir zaman farkı değil; bağımlılığın görünmez kaldığı, normalleştiği ve çoğu zaman inkârla sürdürüldüğü uzun bir sessiz yıkım fazına işaret ediyor.
Normalleşen Görünmezlik
Dijital kumar bağımlılığında asıl çarpıcı olan, yaygınlığı kadar uzun süre görünmez kalabilmesidir. Alkol ya da madde kullanımında olduğu gibi dışarıdan kolayca fark edilen bedensel işaretler üretmeyen bu bağımlılık türü, yoğun biçimde yaşansa dahi gündelik hayatın olağan akışı içinde saklanabilir. Kumar davranışı çoğu zaman ani bir kırılma ile değil, stresle başa çıkma, kısa süreli kaçış ya da eğlence gibi gerekçelerle başlar ve zaman içinde problematik bir kullanıma doğru evrilir. Bu evrilme, veride gördüğümüz 13 yıllık boşluğun yalnızca bireysel değil, yapısal bir gecikmeye işaret ettiğini düşündürüyor.
Bu noktada kritik olan, bağımlılığın başlangıç anından çok, normalleşme sürecidir. Birey çoğu zaman yaşadığı durumu bir bağımlılık olarak tanımlamaz. Sosyal çevre ise davranışı “oyun oynama”, “bahis merakı” ya da “geçici bir heves” olarak okur. Bu kolektif yanlış okuma, sorunun görünmezliğini pekiştirir ve müdahale ihtiyacını sürekli erteler. Gecikme, yalnızca bireysel inkârın değil, çevresel kabullerin ürettiği sessiz bir mutabakatın sonucudur.
Görünmeyen Profiller
Bu sessizlik, veride cinsiyet dağılımında da kendini gösteriyor. Başvuruların ezici çoğunluğunun erkeklerden gelmesi, riskin kadınlar için daha düşük olduğunu değil; görünürlüğün neredeyse yok sayıldığını düşündürüyor. Kadınlar için dijital kumar çoğu zaman kamusal mekânlarda değil, ev içinde ve dijital anonimlik altında yaşanır. Damgalanma korkusu, yardım arayışını daha da geciktiriyor. Yardım talebi çoğu zaman ancak ruhsal çöküş ya da ağır borç krizi kapıya dayandığında mümkün hâle geliyor.
Yaş dağılımı, sorunun kimleri vurduğunu artık tartışmaya yer bırakmayacak biçimde netleştiriyor. Başvuruların neredeyse yarısı 26–35 yaş aralığında yoğunlaşıyor; bunu 36–45 yaş grubu izliyor. Bu tablo, dijital teknolojilere aşina, ekonomik üretim içinde yer alan ve toplumun çoğu zaman “omurga” olarak tanımladığı kesimi işaret ediyor. Dolayısıyla burada karşı karşıya olunan şey, marjinal bir grubun sorunu değil; orta sınıfın merkezinde biriken bir kırılganlık.
Eğitim ve istihdam verileri bu kırılganlığın niteliğini daha da belirginleştiriyor. Başvuranların önemli bir bölümü düzenli bir işe sahip ve belirli bir eğitim seviyesinin üzerinde. Bu durum, dijital kumar bağımlılığının işsizlik ya da dışlanmışlıkla açıklanabileceği yönündeki rahatlatıcı varsayımı boşa çıkarıyor. Aksine, düzenli gelir, kaybın telafi edilebileceği yönündeki bilişsel iyimserliği besliyor. Raporda öne çıkan “100 bin TL barajı”, bu iyimserliğin kırıldığı eşiği görünür kılıyor. Borç belirli bir seviyeye kadar yönetilebilir sanılıyor; eşik aşıldığında ise kontrol algısı bir anda çöküyor.
Batık Maliyet Kapanı
Zaman ilerledikçe kayıplar artar, kontrol duygusu zayıflar; ancak bu aşamada dahi mesele çoğunlukla bireysel bir irade problemi olarak çerçevelenir. Kırılma anı genellikle finansal eşiklerin aşılmasıyla ortaya çıkar. Bu noktada bağımlı, kaybettiklerini telafi edebilmenin tek yolunun yeniden kumar oynamak olduğuna inanmaya başlar. Literatürde batık maliyet yanılgısı olarak tanımlanan bu zihinsel kapan, kumarı geçici bir uğraş olmaktan çıkarıyor; onu borcu kapatmanın ve düzeni yeniden kurmanın sözde aracı hâline getiriyor.
Ekonomik kırılganlık bu noktada yalnızca rakamsal bir sorun olmaktan çıkıyor. Borçluluk döngüsü, para algısının dönüşümüyle birlikte ilerliyor. Para, bir değer değişim aracından ziyade, kaybı telafi etmenin tek yolu olarak kodlanmaya başlıyor. Bu zihinsel kayma, bağımlılığın en sessiz ama en yıkıcı boyutlarından birini oluşturuyor.
Aile verileri bu gecikmenin nasıl kolektifleştiğini gösteriyor. Vakaların büyük çoğunluğunda gerçek uzun süre gizlenir ya da farklı aktarılır. Damgalanma korkusu ve “biz hallederiz” düşüncesiyle profesyonel destek fikri erteleniyor. Borçlar gizlice kapatılmaya çalışılır, mal varlıkları elden çıkarılır. Bu erteleme sorunu çözmez; yalnızca bağımlılığa zaman kazandırır.
13 Yıllık Sessiz Yıkım Grafiği
Aşağıdaki tablo, YEDAM verilerinde yer alan temel göstergeleri bir araya getirerek dijital kumar bağımlılığının zamana yayılan yapısal seyrini görünür kılmayı amaçlıyor. Farklı kırılma noktalarını aynı çerçevede okumaya imkân veren bu özet, riskin ne zaman başladığını, ne kadar süre görünmez kaldığını ve hangi aşamada profesyonel desteğe başvurulduğunu ortaya koyuyor. Sayılar tek başına birer istatistik değil; aksine, yıllar içinde sessizce biriken toplumsal bir yıkımın izlerini taşıyor.
|
Gösterge |
Ortalama Yaş / Oran |
Okuma Anahtarı |
|
Kumara Başlama Yaşı |
21,52 |
Riskin başladığı ancak görünmez olduğu eşik |
|
Profesyonel Yardım Arama Yaşı |
34,75 |
Sistemin artık sürdürülemez hâle geldiği an |
|
Sessiz Yıkım Süresi |
≈13 yıl |
Normalleşme, inkâr ve gizlilik dönemi |
|
Kadın Başvuru Oranı |
%3 |
Riskin değil, görünürlüğün düşük olduğu alan |
|
26–45 Yaş Yoğunluğu |
≈%80 |
Üretken, çalışan, “orta sınıf” çekirdeği |
|
Aile İçi Gizleme Oranı |
%83,7 |
Krizin bireysel değil kolektif ertelenmesi |
Yeşilay Danışmanlık Merkezi gibi kurumsal destek mekanizmalarına başvurunun çoğu vakada sürecin en son halkası olması tesadüf değildir. Bu aşamaya gelindiğinde bireysel, ailesel ve sosyal baş etme mekanizmaları büyük ölçüde tükenmiştir. Karşımıza çıkan gecikme, yalnızca farkındalık eksikliği değil; aile, çevre ve kamusal dilin birlikte ürettiği yapısal bir körlüktür.
Bu noktada tabloda görünen sayılar artık yalnızca istatistik değildir. Yaş farkları, oranlar ve eşikler; tekil hayatlara yayılan, yıllar boyunca sessizce biriken bir tahribatın özetidir. Tablonun satırları arasında okunan şey, bir davranışın yaygınlığı değil, bir sorunun ne kadar sistematik biçimde ertelendiğidir. Dijital kumar, bu hâliyle ani bir sapma değil; uzun süre konuşulmayan, fark edilse bile görmezden gelinen ve ancak artık gizlenemez hâle geldiğinde adlandırılan bir toplumsal arızaya işaret ediyor.
Dijital kumar bağımlılığı bu yönüyle, dışarıdan sağlam görünen bir yapının içten içe çürümesine benziyor. Çatlaklar fark edildiğinde, taşıyıcı kolonlar çoktan zayıflamış oluyor.
Asıl soru verinin ne söylediğinden çok, bu veri bu kadar açıkken neden hâlâ yalnızca sonuç anına bakmayı tercih ettiğimizdir.