Bir Veli Toplantısından Manzaralar
Bir veli toplantısında, öğretmenliğin çocuklara okuma yazma öğretmekten çok daha fazlası olduğunu hissettiren bir öğretmen… Kaygılı velilere güven veren, çocukların sorumluluk almasını önemseyen, birlikte öğrenmenin değerini hatırlatan bir öğretmen… Geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bir öğretmen manzarası…
İpek COŞKUN ARMAĞAN
Veliler sınıfa girmiş, çocuklarının her gün oturduğu sıralara yerleşmiş, öğretmenin gelmesini bekliyor. Sınıfın kapısından içeri adım attığınız anda sizi sıcacık bir atmosfer karşılıyor. Sıraların üzerindeki kırmızı puantiyeli örtüler, duvarları süsleyen çocuk resimleri, rengârenk etkinlikler ve minik ellerden çıkan çalışmalar, öğrenme neşesi sınıfın her köşesinde hissediliyor. Her noktada çocukların emeği, merakı ve heyecanı var. Birazdan öğretmen içeri giriyor. Güler yüzüyle herkesi selamlıyor. Ardından dolabından kolonyasını ve çikolatasını çıkarıyor. Velilerine tek tek ikram ederek yeniden hoş geldiniz diyor. Küçücük ama ne kadar zarif ve içten bir karşılama… Belli ki bu buluşma için özenle hazırlanılmış. Öğretmenimiz konuşacağı konuları önceden düşünmüş, gündemini belirlemiş, notlarını almış. Sonra o notların rehberliğinde toplantıyı başlatıyor.
Burası, okuma yazma yolculuğuna henüz adım atmış birinci sınıf öğrencilerinin sınıfı. Dolayısıyla konuşulacak çok şey var. Harflerle yeni tanışan, ilk kelimelerini okumaya çalışan, defterlerine heyecanla ilk cümlelerini yazan çocukların aileleri de en az onlar kadar meraklı ve biraz da kaygılı. Bu merakı ve kaygıyı şefkatle kucaklayan bir öğretmenle tanışmaktan hem bir eğitim araştırmacısı hem de bir veli olarak büyük memnuniyet duydum.
Saygın Duruş ve Kucaklayıcı Üslup
Toplantının başındaki sıcak karşılamanın ardından dikkatimi en çok öğretmenimizin duruşu ve herkesi kucaklayan üslubu çekti. Öyle güzel bir denge kurmuştu ki saygınlığından ödün vermeden samimi olabiliyor, samimiyetini korurken de mesleki sınırlarını hissettiriyordu. Ne velilerle arasına aşılmaz mesafeler koyuyor ne de öğretmenliğin gerektirdiği otoriteyi kaybediyordu. Bilgisiyle, tecrübesiyle ve insana dokunan yaklaşımıyla hem akla hem gönle hitap eden bir rehberdi. Bir ara velilere dönüp öyle güven veren bir sesle konuştu ki söyledikleri hepimizin içini rahatlattı: “Merak etmeyin, her çocuk okur yazar. Kimisi çok hızlı öğrenir, kimisi biraz daha yavaş. Ama bilin ki ben hepsine okumayı yazmayı öğreteceğim. Bana güvenin, çocuğunuza güvenin ve lütfen paniğe kapılmayın. Çocukları bunaltmayın.”
Bu sözlerde mesleki özgüvenin yanında her çocuğa duyulan derin bir inanç vardı. Ardından sorular başladı. Bazıları öyle ayrıntılı, öyle ısrarlıydı ki doğrusu benim bile sabrımı zorladı. Fakat öğretmenimiz her soruyu aynı dikkatle dinledi. Kimseyi küçümsemedi, hiçbir soruyu önemsiz görmedi. Üstten bakan, yargılayan ya da dışlayan tek bir söz söylemedi. Her cevabında velilerin kaygısını anladığını hissettirdi. O an bir kez daha düşündüm: İyi öğretmenlik çocuğa bir şeyler öğretmekten ibaret değil, iyi öğretmenlik aynı zamanda anne babaya da güven verebilmekti. Çünkü bazen bir öğretmenin sakinliği, bütün bir ailenin telaşını dindirmeye yeter.
“Çocuklarınızın Ödevlerini Yapmayın, Sürekli Başlarında Beklemeyin”
Toplantı boyunca öğretmenimizin sözünü biraz yükselttiği, kararlılığını özellikle hissettirdiği birkaç an da oldu. Bunlardan biri çocukların ödevleriyle ilgiliydi. “Lütfen çocuklarınızın ödevlerini siz yapmayın. Ben her birini, harflerin kıvrımlarını nasıl çizdiklerine kadar tanıyorum. Dışarıdan müdahale edildiğinde hemen anlıyorum. Çocuklarınızın sorumluluklarını üstlenmeyin.” Tam o sırada bir veli itiraz ediyor: “Ama hocam, ödevini unutuyor. Yapmadan göndermek istemiyoruz.” Öğretmenimizin cevabı, pedagojik liderliğine yakışır şekildeydi: “Bırakın yapmasın. Sınıfa geldiğinde bunun sonuçlarıyla yüzleşsin. Çünkü sorumluluk almayı da böyle öğrenecek.”
Ardından önemli bir uyarıda daha bulundu. Çocukların ödev yaparken sürekli başlarında beklemememizi, her harfe müdahale etmememizi ve dürtüsel olmamamızı söyledi. Yalnızca dikte çalışmalarında yanlarında bulunabileceğimizi hatırlattı. Sürekli denetlenmenin çocukları okumaktan, yazmaktan, hatta öğrenmekten soğutabileceğini anlattı. Böyle zamanlarda çocukların sık sık su içmek, tuvalete gitmek ya da bir şeyler yemek istemesinin altında yaşadıkları stresin bulunabileceğini söyledi. “Başlarında beklemeyin, uzaktan takip edin” diye ekledi. Sonra hepimizin içini rahatlatan o cümleyi kurdu: “Yazamazsa, öğrenemezse onun sorumluluğunu ben alırım.” Bu sözlerde hem mesleğine duyduğu güven hem de çocukların kendi ayakları üzerinde durmasına verdiği değer vardı. Öğretmenimiz aslında velilere çok kıymetli bir şey öğretiyordu: Çocuğa destek olmak, onun yerine hayatı üstlenmek değil. Bazen biraz geri çekilmek de sevginin ve güvenin bir parçasıydı.
Birlikte Öğrenmenin Önemi ve Değeri
Toplantı ilerledikçe öğretmenimizin anlattıklarının güçlü bir pedagojik anlayıştan beslendiğini daha iyi fark ediyordum. Her cümlesi, eğitim literatüründe süreç ve deneyim temelli öğrenme ya da akran öğrenmesi olarak tanımladığımız yaklaşımların sınıftaki karşılığı gibiydi. Öğrenmeyi yalnızca harfleri tanımak, kelimeleri okumak veya deftere doğru yazmak olarak görmüyordu. Çocukların birbirlerinden öğrendikleri, birlikte düşündükleri, hata yaptıkları, yeniden denedikleri ve birbirlerinin gelişimine tanıklık ettikleri bir yolculuktan söz ediyordu. Bu nedenle üzerinde ısrarla durduğu konulardan biri de devamsızlıktı. “Çok ciddi bir sağlık sorunu olmadığı sürece ufak tefek kırgınlıklar nedeniyle çocukları okula göndermemezlik etmeyin” diye birkaç kez uyardı. Ardından gerekçesini öyle güzel açıkladı ki meselenin yalnızca kaçırılan birkaç harften ibaret olmadığını hepimiz anladık. Çocuk sınıfa gelmediğinde arkadaşlarıyla paylaştığı öğrenme deneyiminden, birlikte yapılan etkinliklerden, o gün sınıfta yaşanan küçük keşiflerden de uzak kalıyordu. Çünkü öğrenme, öğretmenin anlattıklarından çok daha fazlasıydı. Bir arkadaşının sorusu, diğerinin yaptığı hata, birlikte bulunan bir cevap da öğrenmenin parçasıydı. Çocuklar okulda birlikte yaşamayı, birbirlerini dinlemeyi, beklemeyi, paylaşmayı ve dayanışmayı da öğreniyorlardı. O an düşündüm: Bir çocuğun okulda geçirdiği gün, yalnızca öğrendiği harflerle ölçülemezdi. Bazen sınıfta yaşanan küçücük bir deneyim, defterdeki onlarca satırdan çok daha kalıcı bir iz bırakabilirdi.
Velilere Etik Rehberlik
Öğretmenimiz bilgilendirmelerini tamamladıktan sonra bu kez velilere çok kıymetli bir etik hatırlatmada bulundu. Söyledikleri yalnızca okul hayatına değil, çocuk yetiştirmenin inceliklerine de dokunuyordu. “Konu ne olursa olsun, okul ya da öğretmenlerle ilgili olumsuz değerlendirmelerinizi çocuklarınızın yanında konuşmayın. Onların okula karşı güvenini ve sevgisini zedeleyecek sözlerden kaçının” dedi. Çünkü çocuğun okulla kurduğu bağ, aslında sosyal hayatla ve toplumla kuracağı bağın da ilk basamaklarından biriydi. Ardından çocukların yaşadıkları hadiseleri bazen olduğundan büyük, bazen de küçük anlatabileceklerini hatırlattı. “Böyle durumlarda lütfen doğrudan bana ulaşın” diye ekledi. Çocukların dünyası kendine özgü; yaşadıklarını kendi duyguları, korkuları ve sınırlı deneyimleriyle anlamlandırıyorlar. Yalnızca onların anlatımlarından hareketle hüküm vermek, bazen hiç istemeden okul ile aile arasındaki güveni zedeleyebilir. Öğretmenimiz bu nedenle velilerle açık, dürüst ve doğrudan bir iletişim kurmak istediğini özellikle vurguladı.
Esasen çocuğun gözünde öğretmenin itibarını korumak, öğretmeni eleştiriden muaf tutmak değildir. Mesele, yetişkinler arasındaki sorunları çocukların omuzlarına yüklemeden çözebilmektir. Çünkü çocuklar, kendilerini güvende hissettikleri yetişkinlerin birbirlerine de güvenebildiğini görmek isterler. Okul ile aile arasındaki sağlam ilişki, çocuğun dünyasında güvenli bir zemin oluşturur. Bu zemini korumak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Pek çoğunuz bu yazıda bahsettiğim öğretmenin daha mesleğinin başında, mesleki idealizmini kaybetmemiş genç bir öğretmen olacağını düşünmüş olabilirsiniz. Ama yazıda bahsi geçen Gönül Öğretmen mesleğinde 30 yılı devirmiş, Kayseri’nin Develi ilçesinde Muammer Kocatürk İlkokulunda bir devlet okulu öğretmenidir. Annesi katılamadığı için yeğenimin veli toplantısına katılmaktan bu kadar memnun kalacağımı tahmin etmemiştim. Gönül Öğretmen gibi mesleğini sevgiyle ve saygınlıkla yürüten tüm öğretmenlerimizi gösterdikleri büyük özveri ve katkı için gönülden tebrik ediyorum. İyi ki varsınız…