ABD Üniversiteleri Yapay Zekâ Karşısında İkilemde: Benimsemek mi, Sınırlamak mı?
Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde (Massachusetts Institute of Technology, MIT) yapay zekâ kullanımını inceleyen bir komitenin Ağustos ayında yayımladığı rapor, bu teknolojinin öğrencilerde “bilişsel teslimiyet”e (cognitive surrender) yol açtığı uyarısında bulundu. Rapora göre yapay zekâ kampüs kültüründe köklü değişimlere neden oluyor. Öğrenciler artık hocalarının ofisine görüşmeye gitmiyor, birlikte ders çalışmayı bırakıyor ve giderek yalnızlaşıyor. Zorlandıkları ilk anda yapay zekâya başvuran öğrencilerde ise sohbet botlarından hazır cevap almak “öğreniyormuş gibi olma yanılsaması” yaratıyor. Başka araştırmalar da benzer sonuçlara işaret ediyor. Çin’de 26 bin ortaokul ve lise öğrencisiyle yapılan bir çalışmada yapay zekâ kullanımı ödev notlarını %18 artırırken, yapay zekâya erişimin olmadığı sınavlardaki başarıyı %20 düşürdü. MIT’de 2025’te yapılan bir diğer çalışma ise yazarken sohbet botlarından yardım alanların, metni bitirdikten yalnızca birkaç dakika sonra ne yazdıklarını hatırlamakta zorlandığını ortaya koydu.
Bu uyarılara rağmen birçok üniversite yöneticisi yapay zekâyı büyük bir hevesle benimsiyor. Dartmouth Koleji Rektörü Sian Leah Beilock, yapay zekâyı verimli kullanabilen mezunlar yetiştiremeyen üniversitelerin önemini yitireceğini savunuyor. Harvard Rektörü Alan Garber de yapay zekâ olmadan birçok alanda araştırmacıların öncü konumda kalamayacağını belirtiyor. Ohio State Üniversitesi ise işletmeden İngiliz dili ve edebiyatına, veterinerlikten mühendisliğe kadar tüm bölümlerde öğrencilere yapay zekâyı alanlarında nasıl ve ne zaman kullanacaklarını öğretmeye başladı. Öte yandan bazı kurumlar buna sınır koyuyor. Chicago Üniversitesi bazı zorunlu sosyal bilimler derslerinde yapay zekâyı yasaklarken, UC Berkeley Hukuk Fakültesi, not verilen çalışmaların planlanması, yazılması ve düzenlenmesinde yapay zekâ kullanımını yasakladı. Harvard ise ödevleri azaltarak sınıf içi sınavlara ağırlık vermeyi planlıyor. Ancak birçok üniversitede kurallar, yapay zekâ deneyimi sınırlı olabilen öğretim üyelerinin inisiyatifine bırakılıyor ve bu da öğrenciler için kafa karışıklığına yol açıyor. Bu noktada Sidney Üniversitesinin uyguladığı “iki şeritli yaklaşım (two-lane approach)” küresel bir model olarak öne çıkıyor. Bu modelde öğrenciler bazı sınavlara yapay zekâya erişimin kısıtlandığı ortamlarda yüz yüze girerken, bazı ödevlerde ise günümüz ekonomisini yeniden şekillendiren bu teknolojiyi tanımaları için kullanmaları gerekiyor.