Enstitü Sosyal, 8 Mayıs 2024’te Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan İngilizce öğretmenlerine yönelik “Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimi” konferansı düzenledi. 

 

Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan’ın konuşmacı olduğu konferansta, Türkiye’de dil eğitimi, dilbilimsel bir bakış açısıyla ele alındı. Armağan, ilk olarak dil biliminin matematik ile olan ilişkisine dikkat çekerek dil bilimin bir matematik ve mantık temeli gerektirdiğini ve dil politikalarında da dil ve matematik alanları arasındaki ilişkinin gözetilmesi gerektiğini ifade etti. 

 

Armağan, “Neden İngilizce öğrenemiyoruz?” sorusunun matematik ya da Türkçe öğrenmekten ayrı görülemeyeceğine değindi. Covid-19 pandemisi sonrasında dünya çapında görülen öğrenme krizine dikkat çekerek öncelikle bu öğrenme yoksunluğunun çözümüne odaklanılması gerektiğini vurguladı. 

Armağan, öğrenme krizinin yanında İngilizce öğreniminin Türkçe öğrenimiyle yakından ilişkili olduğuna dikkat çekti. Armağan, dil öğreniminde gramerin yapıyı/temeli oluşturduğunu ifade ederek, çocukların erken yaşta temel düzeyde dil bilgisine aşinalık kazanmasının önemine dikkat çekti. Öğrencilerin henüz Türkçenin inceliklerine hakim olmadan İngilizcede dil yapısını öğrenmeye çalıştığını vurguladı. 

Türkçenin dil yapısının İngilizceden farkına odaklanan Armağan, eklemeli (aglütinatif) bir dil olan Türkçenin kendine has güzelliklerinin fark edilmesinin ve eğitim sürecinde bu farkların göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çekti. Yabancı dil öğreniminde kullanılan kitapların ve yöntemlerin ana dilin yapısına ve kültürel temellerine göre şekillenmesi gerektiğini ifade etti. İngiltere’de 1920’de yayımlanan, her branşta dil öğreniminin önemine dikkat çeken “Newbolt Report”’a atıfta bulunarak “Her öğretmen Türkçe öğretmeni gibi olmalıdır!” anlayışı ile hareket edilmesinin önemine vurgu yaptı. Öğrencinin her öğretmeninde Türkçeye dair bir hassasiyet görmesinin, her derste Türkçe ile olan bağının güçlenmesine yardımcı olacağına dikkat çekti. 

Konferansta önemli bir gündem olarak da Türkiye’de dil öğreniminde yaşanan sorunların kökenleri ele alındı. Armağan, özellikle, yabancı dil öğreniminde kullanılan kaynak kitapların içeriğine dikkat çekti. Dil öğretiminde kullanılan materyallerde, yaşanan kültür ve dilin önemine değindi. Bir öğrenme ekosistemi içinde, kültürle uyumlu olarak verilen içeriklerin öğrenmeyi desteklediğini ifade etti. Kitap geliştirmenin bir kişinin değil, dil bilimcileri, akademisyenleri ve öğretmenleri içeren çok paydaşlı bir ekibin işi olduğunu belirtti. İlkokulun, çocukların öğrenmelerinin temeli olması nedeniyle en sağlam materyallerin kullanıldığı kademe olması gerektiğini vurguladı. Bu sağlam temelin, iyi bir müfredat, özenle hazırlanmış kaynak kitap, destekleyici materyaller gibi ögelerin bir araya geldiği bütün bir ekosistemle atılabileceğine dikkat çekti. Dil politikalarının geliştirilme sürecinde iyi Türkçe öğretmenleri ile iyi İngilizce öğretmenlerinin bir arada bulunmasının önemine değindi. 

Konferansın son kısmında Armağan, öğrencilerin neden dil öğrendiklerinin farkında olmalarının, onlarda dile dair bir merak oluşmasında elzem olduğuna dikkat çekerek, öğrencilerin bir dil zevki olması gerektiğini ifade etti. Çocukların dille ilişkisini, hem anadilde hem de yabancı dilde duygusal bir noktaya taşıyabilmelerinin gerekliliğine işaret etti. Çocuğun dille, kelimelerle duygusal bir bağ kurabilmesi gerektiğini; tutkulu, cazibeli, özgün ve kullanmaktan keyif aldıkları kelimeleri olması gerektiğini vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı. Konferans soru-cevap kısmının ardından sona erdi. 

 



İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.

$(document).ready(function() { });