Ahmad Amara ile “Tarihsel Perspektiften Filistin’de Mülkiyet Rejimi İlişkilerinde Müzakere Süreçleri”
Enstitü Sosyal, “Dünyadan Yansımalar” serisi kapsamında 29 Ocak 2026’da Hukukçu Dr. Ahmad Amara’yı ağırladı. “Tarihsel Perspektiften Filistin’de Mülkiyet Rejimi İlişkilerinde Müzakere Süreçleri” başlıklı söyleşisinde Amara, Osmanlı, İngiliz manda ve İsrail mevzuatını kapsayan mülkiyet hukukunun tarihsel sürekliliğini ele aldı. Amara, Osmanlı ve İngiliz sömürge mevzuatının mevcut hukuk sistemine nasıl entegre edildiğini ve bu mevzuatın yorumlanmasındaki dönüşümler, mülkiyet ve mülkiyet ilişkileri anlayışının imparatorluk, sömürge ve postkolonyal dönemler boyunca nasıl değiştiğini ortaya koydu.
Söyleşide özellikle iki temel yasal düzenleme üzerinde duruldu. Amara, İngiliz mandası döneminde kabul edilen 1943 tarihli “Arazi Nizamnamesi”nin devlete “kamu yararı” gerekçesiyle arazi müsadere etme yetkisi tanıdığını belirtti. 1950’de yürürlüğe giren ve kamuoyunda “Sahipsiz Mülkler Yasası” olarak bilinen düzenlemenin ise yerinden edilmiş Filistinlilerin mülklerini kapsayan geniş çaplı bir el koyma rejimi oluşturduğunu dile getirdi. Bu yasanın, nüfusun önemli bir bölümünün sürgün edildiği bir bağlamda uygulandığına ve mülkiyet rejiminin yapısal dönüşümünde belirleyici rol oynadığına dikkat çekti.
Amara ayrıca, 1948 öncesinde Siyonist kurumlar ile İngiliz mandası arasındaki kurumsal ilişkilerin ve 1947 tarihli “Birleşmiş Milletler Taksim Planı”nın, mülkiyet ve egemenlik alanlarını hukuki ve mekânsal olarak yeniden tanımladığını ifade etti. İngilizler tarafından oluşturulan tapu ve arazi kayıt sisteminin ise sonraki dönemde gerçekleştirilen dönüşümlere hukuki altyapı sağladığını belirtti.
Bedevi nüfusun durumu da konuşmanın önemli başlıklarından birini oluşturdu. Amara, İsrail’in Bedevi toplulukları belirli yerleşim alanlarında zorla iskân ettiğini, tarihsel olarak üzerinde yaşadıkları toprakların mülkiyetini ise sistematik biçimde tanımadığını dile getirdi. “Tanınmayan” ya da “yasa dışı” köy kategorilerine alınan bu yerleşimlerin su, elektrik ve temel kamu hizmetlerinden mahrum bırakıldığını belirten Amara, bunun mülkiyet rejiminin sosyal boyutunu da derinleştirdiğini ifade etti.
Amara arazi koruma politikalarına da değinerek bazı alanların mevât (ölü arazi) olarak sınıflandırılmasıyla bitki örtüsünün sistematik biçimde tahrip edildiğini ve toprağın tarımsal niteliğinin ortadan kaldırıldığını söyledi. Buna karşılık Osmanlı döneminde özellikle Gazze ve Beerşeba alt bölgelerinde tarım ve hayvancılığın önemli bir ekonomik ağırlığa sahip olduğunu hatırlattı. Bölgedeki Bedevi nüfusun önemli bir kısmının tarım ve mera faaliyetleriyle geçimini sürdürdüğünü belirterek Filistin’deki toprak temelli ekonomik yaşamın tarihsel derinliğine dikkat çekti.
Söyleşi, Filistin’de mülkiyet rejiminin hukuki, demografik, ekonomik ve jeopolitik boyutları olan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olduğuna işaret edilerek sona erdi. Katılımcıların sorularıyla devam eden programda, tarihsel hukuk araçlarının güncel müzakere süreçleri üzerindeki etkileri de tartışıldı.