Yükseköğretimde “Cihazsız Sınıf” Uygulamalarına Dair Tartışmalar Büyüyor
Chicago, New York ve Yale Üniversiteleri gibi ABD’nin önde gelen üniversiteleri, öğrencilerin derste dikkatinin dağılmasını önlemek, yüz yüze etkileşimi artırmak, yapay zekâya bağlı kalmadan eleştirel düşünebilmelerini desteklemek ve zorlu metinleri doğrudan analiz etme becerilerini korumak amacıyla belirli derslerde dizüstü bilgisayar, tablet ve cep telefonu kullanımını yasaklayan bir “cihazsız sınıf” politikası uygulamaya koydu. Ancak Birleşik Krallık’taki uzmanlar ve bazı akademisyenler, teknolojinin dil çevirisi ve kaynak paylaşımı gibi süreçlerde eğitime önemli katkılar sağladığını belirterek, genel yasaklara karşı çıkıyor. Edinburgh Napier Üniversitesi eleştirel yapay zekâ okuryazarlığı profesörü Sam Illingworth, Birleşik Krallık’taki üniversitelerin öğrencileri öğrenim amacıyla kendi cihazlarını kullanmaya teşvik ettiğini belirtti. Bu cihazların dil çevirisi, grup çalışması ve akademik kaynakların paylaşımı gibi görevler için faydalı olduğunu ifade eden Illingworth, eğitimde teknoloji kullanımının her zaman kötü bir şey olmadığını vurguluyor. Ayrıca, üniversitelerin cihaz kullanımı konusunda öğrencilerin görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini de ekledi.
Tartışmanın bir başka boyutu ise bu kararların ardındaki siyasi ve kurumsal nedenlerden kaynaklanıyor. Uzmanlar, ABD’deki üniversitelerin bu yasakları yalnızca eğitim kalitesini artırmak için değil, aynı zamanda Trump yönetiminin akademik denetimine ve yükseköğretim üzerindeki muhafazakâr baskılara yanıt vermek amacıyla da uyguladığını belirtiyor. Sonuç olarak, bu tartışma, cihazsız sınıfların eğitimde yapay zekâ çağının getirdiği pedagojik bir gereklilik mi olduğu, yoksa üniversitelerin kendilerini “eleştirel düşünmeyi savunan kurumlar” olarak sunma çabası mı olduğu sorusu etrafında şekillenen küresel bir tartışmaya dönüştü.