Çocuk Koruma Kanunu’nda Güncelleme İhtiyacı:  Etkin Tedbirler, Onarıcı Adalet

Çocuk Koruma Kanunu’nda Güncelleme İhtiyacı: Etkin Tedbirler, Onarıcı Adalet

GİRİŞ

Çocuk adalet sistemimiz uzun süredir istikrarlı biçimde işleyen bir kurumsal çerçeveye dayanmakta ve çocukları esas alan önemli mekanizmalar içermektedir. Bununla birlikte, uygulamada karşılaşılan bazı sınırlılıklar sistemin amaçladığı etkinin ortaya çıkmasını güçleştirmektedir (Enstitü Sosyal, 2025). Bu çerçevede Enstitü Sosyal tarafından “Çocuk Koruma Kanunu’nda Düzenleme İhtiyacı” başlıklı yuvarlak masa toplantıları düzenlenmiş; Kanun’un mevcut durumu, ortaya çıkan ihtiyaçlar ve imkânlar birlikte değerlendirilmiştir. 2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu’nun (ÇKK), aradan geçen yaklaşık yirmi yıllık dönemde belirginleşen uygulama boşlukları, artan vaka çeşitliliği, dijital ortamların etkisi ve güncel koruma yaklaşımları karşısında daha açıklayıcı ve yönlendirici bir yapıya kavuşturulması gerektiği anlaşılmıştır. Bu süre zarfında Kanun’da çeşitli değişiklikler yapılmış olmakla birlikte, çocukların korunmasını önceleyen ve yargılamayı aşamalı bir müdahale mantığıyla ele alan bütüncül bir düzenleme henüz hayata geçirilmemiştir.

Çocuk Koruma Kanunu isim olarak korumayı öncelemesine rağmen içerik olarak ağırlıklı biçimde infaza ve suça sürüklenen çocukların yargılanma süreçlerine odaklanmaktadır (Kaya, 2021). Korunma ihtiyacı olan çocuklara ilişkin hükümler oldukça sınırlı kalmış; koruyucu destekleyici tedbirlerin kapsamı, işleyişi ve uygulanmasına dair bütüncül bir sistem kurulamamıştır. Bu durum, çocukların suça sürüklenmesini önleyici mekanizmaların zayıf kalmasına ve sistemin ancak suç gerçekleştikten sonra devreye giren bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır.

Koruma eksenli bir yaklaşım geliştirilemediğinde, doğal olarak yetişkin ceza sistemine özgü kuralların çocuklar bakımından uygulanması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Bu ise tedbirlerin, yaptırımların ve izleme mekanizmalarının çocuk yararına uygun şekilde işletilmesini güçleştirmekte, çocuğun korunmasına yönelik süreçleri ikinci plana atmaktadır. Dolayısıyla başlıca ihtiyaç, mevcut kanunun çocukların korunmasını merkeze alan, koruyucu destekleyici tedbirleri güçlendiren, güvenlik tedbirlerini bu çerçevede ele alan ve hapis cezasına alternatif yaptırımları önceleyen aşamalı ve bütüncül bir yaklaşımla düzenlenmesidir.

Bu politika analizi, mevcut Çocuk Koruma Kanunu yapıyı geliştirmeyi ve uygulamada karşılaşılan yapısal boşlukları gidererek sistemi daha işlevsel ve öngörülebilir hâle getirmeyi hedefleyen bir kanun değişikliği ihtiyacına işaret etmektedir. Elbette çocukların etkili şekilde korunması, mevzuat değişikliklerinin ötesinde çok aktörlü bir çabayı gerektirir; ancak bu politika notunun kapsamı, sistemde hukuki açıdan gerekli değişikliklerin tespit edilmesi ve bu alandaki iyileştirme önerilerinin geliştirilmesine odaklanmıştır. 

Çocuk Adaletinde Aşamalı Müdahale Yaklaşımı

Çocuk adalet sisteminde yapılacak bir düzenlemenin, bütüncül olduğu kadar tedrici olarak kurgulanması önemlidir. Çocuğun suçla karşılaşmasının önlenmesi çocuk adalet sisteminin temel hedeflerinden biri olmalıdır. Bu nedenle ilk aşamada odaklanılması gereken konu koruyucu ve destekleyici tedbirlerdir. 

Çocuğun suça sürüklenme riski altında olduğunu gösteren herhangi bir durum ortaya çıktığında, hükmedilecek tedbirin çocuğun gerçek ihtiyacına karşılık verebilmesi; bu tedbirin nasıl uygulanacağına, kim tarafından yürütüleceğine ve kim tarafından takip edileceğine ilişkin açık bir düzenlemenin bulunması belirleyici olacaktır. Aynı şekilde, uygulanan tedbirin etkisinin ölçülmesi ve izlenmesi, hem müdahalenin niteliğini değerlendirmek hem de sonraki aşamalara geçilip geçilmeyeceğine dair sağlıklı kararlar verebilmek açısından önemlidir.

Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin bu şekilde işlevsel bir biçimde uygulanabildiği bir sistemde, çocuğun daha sonra bir suç işlemesi hâlinde izlenecek yol da daha net olacaktır. Eğer koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yeterli olmadığı ve çocuğun suça sürüklendiği görülüyorsa bu noktada güvenlik tedbirleri de devreye girer. Ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri doğrudan hapis cezası ile ilişkili bir uygulama olarak değil, kendi içinde amacı, kapsamı ve sınırları açıkça tanımlanmış bağımsız bir yaptırım olarak ele alınmalıdır. Bu sebeple güvenlik tedbirlerinin bir yaptırım görevi görecek şekilde çeşitlendirilmesi önemlidir. Buna ek olarak ceza sorumluluğu olan çocuklar için hapis cezasına alternatif yaptırımlar belirlenmesi ve öncelikli olarak bu yaptırımlara hükmedilmesi aşamalı müdahale yaklaşımının gerekliliklerindendir. Bunun beklenen etkiyi göstermediğinin tespit edilmesi durumunda son çare olarak hapis cezasına başvurulmasının onarıcı adalet bakımından gerekli olduğu düşünülmektedir

Bu yaklaşım, çocukların suça sürüklenmesinde yetişkinlerin ve çevresel koşulların rolünü görünür kılarken; dezavantajlı şartlarda büyüyen çocukların, bu şartların sonucu olarak sürüklendikleri suçlar nedeniyle erken yaşta ceza sistemi içine hapsedilmelerini de önleyici bir işlev görecektir. Bu nedenle başta Çocuk Koruma Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatın, bu aşamalı müdahale yaklaşımını esas alacak şekilde gözden geçirilmesi ve güncellenmesi önemlidir.

(Şekil 1.).

 

Onarıcı Adalet için Koruyucu ve Destekleyici Tedbirlerle Güvenlik Tedbirlerinin Ayrıştırılması

Çocuk adalet sisteminde öngörülen aşamalı müdahale yaklaşımının hâlihazırda etkili biçimde uygulanamamasının temel nedenlerinden biri, Çocuk Koruma Kanunu’nda koruyucu destekleyici tedbirler ile güvenlik tedbirlerinin açık ve işlevsel biçimde ayrıştırılmamış olmasıdır (Koçoğlu & Kaynar, 2022, s.68). ÇKK’nin 11. maddesi, koruyucu destekleyici tedbirlerin suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklar bakımından “çocuklara özgü güvenlik tedbiri” olarak anlaşılacağını belirtmekte; böylece iki tedbir türü arasındaki farkın mahiyetten ziyade kime, nasıl ve kim tarafından uygulanacağına ilişkin olduğu ortaya çıkmaktadır (Koçoğlu & Kaynar, 2022, s.68). Bu çerçevede, onarıcı adaleti önceleyen ve yaptırım niteliği taşıyan bağımsız bir güvenlik tedbirleri kategorisinin mevzuatta eksik kaldığı görülmektedir.

Mevcut sistemde korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenmiş ancak ceza ehliyeti bulunmayan çocuklar bakımından yalnızca eğitim, bakım, barınma, sağlık ve danışmanlık olmak üzere beş koruyucu nitelikte tedbir uygulanabilmektedir. Oysa bu politika analizinde önerilen aşamalı müdahale yaklaşımı, ihtiyaç varsa koruyucu ve destekleyici tedbirlerin devreye girmesini; suça sürüklenen çocuklar bakımından da gerektiğinde buna ek bir uygulama olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını öngörmektedir. Mevzuattaki ayrımın açık olmaması, yalnızca hukuki bir belirsizlik yaratmakla kalmamakta; aynı zamanda karar alma süreçlerini, kurumsal sorumluluk paylaşımını ve tedbirlerin izlenebilirliğini de doğrudan etkilemektedir.

Uygulamada hâkimler, savcılar ve uzmanlar tedbir kararlarının hayata geçirilmesi için önemli bir emek sarf etmekte; ancak bu çaba çoğunlukla sistematik bir izleme, geri bildirim ve etki değerlendirme mekanizmasıyla desteklenememektedir. Bu durum, hangi tedbirin hangi koşullarda etkili olduğuna ilişkin sağlıklı veri üretilmesini güçleştirmektedir. Bu noktada çocuk mahkemelerinin kurumsal kapasitesi belirleyici bir rol oynamaktadır. Mahkemelerin bulunduğu illerde işleyiş büyük ölçüde oturmuş olsa da çocuk adaletinin gerektirdiği uzmanlık düzeyi; çocuk gelişimi, travma, sosyal çevre dinamikleri ve risk değerlendirme gibi alanlarda daha derinleşmiş bir ihtisası zorunlu kılmaktadır. Dava süresince çocuğun durumunun etkili biçimde izlenebilmesi için mahkeme bünyesinde uzman hukukçu, sosyal hizmet uzmanı ve psikologlardan oluşan ekiplerin yapılandırılması ve bu ekiplerin hâkimle iş birliği içinde sosyal inceleme raporları (SİR) dâhil olmak üzere süreci düzenli biçimde takip etmesi önem taşımaktadır. Bu tür bir yapı, koruyucu destekleyici tedbirlerin mümkün olan en erken aşamada devreye sokulmasını sağlayarak çocukların riskten uzaklaşmasını destekleyecek; erken müdahalenin güçlendirilmesi yoluyla hem suça sürüklenme ihtimalini hem de tekrar eden suç davranışlarını azaltacaktır.

Bu politika analizinde güvenlik tedbirleri ne salt koruyucu bir sosyal hizmet uygulaması ne de cezanın indirgenmiş bir biçimi olarak ele alınmaktadır. Güvenlik tedbirleri, mevcut hukuk sisteminde ceza niteliği taşımayan ve çocuğun korunmasını amaçlayan müdahaleler olarak uygulanmakta olup, bu yönüyle cezai yaptırımlardan farklı bir hukuki zemine sahiptir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 1967). Ancak çocuk adaletine özgü, amaçları ve sınırları açık biçimde tanımlanmış bir yaptırım olarak güvenlik tedbirleri kategorisinin mevzuatta yer almaması, onarıcı adalet yaklaşımının etkin biçimde hayata geçirilmesini engellemektedir. Bu nedenle güvenlik tedbirlerinin çocuklar bakımından ayrı ve özgün bir kategori olarak tanımlanması, çocuğun adalet sistemiyle kurduğu ilişkinin daha onarıcı ve işlevsel bir zemine oturmasını sağlayacaktır.

Güvenlik tedbirlerinin onarıcı bir yaklaşımla ele alınmasında günümüzün ihtiyaçlarına uygun şekilde çeşitlendirilmesi de önem taşımaktadır. Sosyal medya hesaplarının askıya alınması, internet kullanımının kısıtlanması gibi dijital tedbirlerin kanunda yer alması atılacak ilk adımlardan biri olabilir.  Uluslararası uygulamalara bakıldığında, mahkemelerin çocuğun veya genç failin dijital erişimini bireysel bir güvenlik tedbiri olarak sınırladığı örnekler mevcuttur. Birleşik Krallık’ta Sexual Offences Act 2003 (SOA 2003) uyarınca verilen Sexual Harm Prevention Order (SHPO) kararları kapsamında, özellikle çevrimiçi istismar riski içeren dosyalarda internet erişiminin sınırlandırılması, internet özellikli cihaz bulundurmaktan men edilmesi veya sosyal medya kullanımının kısıtlanması gibi ayrıntılı yükümlülükler getirilebilmektedir (Crown Prosecution Service, 2021). Benzer şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nde de mahkemelerin genç faillerin çevrimiçi faaliyetlerine yönelik sınırlamalar getirdiği görülmektedir. Örneğin In re A.A. davasında California Temyiz Mahkemesi, bir genç failin sosyal medyada dava ile ilgili paylaşım yapmasını yasaklayan denetimli serbestlik koşulunu “dar, ölçülü ve amaca uygun” bularak onamış; böylece sosyal medya kullanımının mahkeme kararıyla sınırlandırılmasının meşru bir güvenlik tedbiri olarak uygulanabileceğini açık biçimde ortaya koymuştur (In re A.A., 2018). Bu örnekler, dijital erişim kısıtlamasının bireysel dava temelinde mahkeme kararıyla uygulanabilen bir güvenlik tedbiri olarak tasarlanabildiğini göstermektedir. 

Ceza sorumluluğu olan çocuklar bakımından düşünüldüğünde ise hapis cezasına alternatif yaptırımların kanunda açıkça belirtilmesi ve hâkimin öncelikle bu yaptırımlara hükmetmesi önemlidir. Güvenlik birimlerine getirilen çocuklara isnat edilen suçlara ilişkin veriler incelendiğinde, vakaların yaklaşık %57’sinin yaralama veya hırsızlık suçlarından oluştuğu görülmektedir (Grafik 1). Mevcut uygulamada 16 yaşındaki bir çocuğun kasten yaralama suçunun basit hâlini işlemesi durumunda, kanunda öngörülen üst sınırdan ceza verilse dahi hükmedilecek hapis cezası 2 yıl olmaktadır. Sanığa verilen bu cezadan koşullu salıverilme süresi çıkarıldığında, infaz edilmesi gereken süre 1 yıl olarak hesaplanmaktadır.                             Sonuç cezanın 1 yıl veya daha az süreli olması hâlinde, çocuk denetimli serbestlikten yararlanmakta ve fiilen ceza infaz kurumunda kalmamaktadır. Bu durum, işlenen fiil karşılığında herhangi bir yaptırımın uygulanmadığı yönünde bir algı oluşmasına yol açmaktadır. Önerilen sistemde ise hapis cezası yerine çocuğa özgü bir yaptırıma hükmedilmesi ve bu yaptırımın etkin biçimde izlenmesi, yaptırımın ıslah amacına hizmet etmesini mümkün kılacaktır.

Dolayısıyla, çocuklara isnat edilen suçların büyük bölümü açısından hapis cezasından ziyade alternatif yaptırımların uygulanması onarıcı adalet bakımından daha işlevseldir. Alternatif yaptırımları önceleyen bu yaklaşım, sistemin hem çocuğun yararına hem de toplumsal faydaya daha uygun bir şekilde işlemesi açısından önem taşımaktadır.

Grafik 1. Türkiye’de Suça Sürüklenen Çocuklara İsnat Edilen Suç Türü, 2024

 

 

Kaynak: TÜİK 2025. Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri, 2024. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Guvenlik-Birimine-Gelen-veya-Getirilen-Cocuk-Istatistikleri-2024-53989

 

Tedbirlerin Uygulanması ve İzlenmesinde Kurumsal Sorumluluk

Tedbir kararlarının uygulanmasında karşılaşılan önemli güçlüklerden biri de izleme süreçlerindeki sorumluluk zincirinin yeterince belirgin olmamasıdır. İl koordinasyon kurullarının mevcut yapısı, kurumlar arası iletişim için bir zemin sunmakla birlikte, tedbir kararlarının düzenli takibi için müstakil bir kuruma ihtiyaç vardır. 

Tedbirlerin icrasının ve takibinin adliye mekanizması içinde ve çocuk hâkimlerinin sorumluluğunda olması yoğun iş yükü gerçekliği karşısında işlevsel değildir. Bu sebeple tedbirlerin icrası bu işe özgülenmiş yetkili ve sorumlu müstakil bir kurum tarafından yerine getirilmelidir. Tedbir mahkemelerinin kurulması ve tedbirlerin icra ve takibinin bu mahkemelerce yapılması doğru bir uygulama olabilir. Ancak kısa vadede her şehirde tedbir mahkemeleri ihdas edilmesi ve ihtisaslaşmış personelin istihdam edilebilmesi mümkün görünmemektedir. Buna alternatif olarak adliye mekanizması dışında örneğin İçişleri Bakanlığı bünyesinde yer alacak bir Tedbir Müdürlüğü ihdas edilebilir. 

Bu kurumda Adalet Bakanlığının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gibi ilgili kuruluşlarla iş birliği içerisinde çalışacak çocuk adaleti alanında ihtisaslaşmış uzman personelin istihdamı sağlanmalıdır. Tedbir Müdürlüğü çocuklara ilişkin mahkemelerce hükmedilmiş olan tedbirlerin hem icrasını hem de takibini yapmalıdır. Örneğin mahkemece bakım tedbirine hükmedilen bir çocuğun akıbeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca değil, bu bakanlıkla iş birliği içerisinde çalışan uzmanların da bulunduğu Tedbir Müdürlüğü tarafından takip edilmelidir. Bu şekilde, örneğin on yıl süreyle izlenmesi gereken bir bakım tedbirine hükmedilmesi hâlinde, bu süre boyunca söz konusu tedbirden sorumlu ve yetkili birim kurumsal olarak baştan belirlenmiş olacak; görev ve sorumluluklarda süreklilik sağlanacak ve uygulamada ortaya çıkan belirsizlikler giderilecektir (Tablo 1.). 

Tedbirlerin icra ve takibinin Tedbir Müdürlüğü tarafından yürütülmesi, mevcut uygulamada “korunma ihtiyacı altında” ya da “suça sürüklenmiş ancak ceza sorumluluğu olmayan” biçimindeki farklı nitelendirmeler nedeniyle ortaya çıkan sorumluluk karmaşasını ortadan kaldıracak ve uygulamada kurumsal bütünlüğü sağlayacaktır. Yani tek bir merkez; hangi tedbirin hangi kurum tarafından uygulanacağını belirleyecek, uygulamayı koordine edecek ve sonuçlarını izleyecektir. Böylece çocuğun hukuki statüsünden bağımsız olarak, ihtiyaca uygun koruyucu tedbirler aynı kurumsal çerçeve içinde yürütülebilecektir.

Mevcut tedbirlerin tek bir “koruyucu destekleyici tedbir” kategorisi altında toplanmasıyla, çocuklara özgü güvenlik tedbiri ortadan kalkmayacak; aksine, çocuklar açısından yaptırım niteliği taşıyan ve onarıcı adaleti önceleyen, açık bir kategori olarak yeniden tanımlanmasının önü açılacaktır. Böylece güvenlik tedbirleri koruyucu destekleyici tedbirlerle karıştırılmadan, çocuğun ve toplumun ihtiyacını karşılayacak bir yaptırım alanı olarak işlevsel hâle getirilebilecektir.

Tablo 1. Tedbir Müdürlüğünün Yetki ve Sorumluluk Alanları 

 

Çocuklara Özgü Yaptırım ve Müdahale Çerçevesi

Uluslararası uygulamalar, çocuklara yönelik yaptırımların yetişkinlere uygulanan cezalardan türetilmiş mekanizmalar olarak değil; çocuklara özgü amaçlar, rehabilitasyon hedefleri ve davranış değişikliğini esas alan programlar çerçevesinde tasarlandığını göstermektedir (Özel, 2022). Örneğin Fransa’da 13-17 yaş arası çocuklar için eğitici güvenlik tedbirleri öncelikli yaptırım olarak öngörülmüştür. Hapis cezası son aşamada uygulanmaktadır. İtalya’da ise hâkim daha faydalı olacağını öngördüğü takdirde uzlaşmayı öncelikli yöntem olarak benimseyebilmektedir. Hollanda uluslararası örnekler açısından çocuğun suçu işlediği şüphesi oluştuğu andan itibaren çeşitli uygulamalarla yargılanmadan önce sistem dışına çıkarılabilmesine olanak taşıyan bir müdahale yöntemi uygulamaktadır (Yenisey, 2007). Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinde benimsenen, yetişkin cezasının yalnızca yaşa bağlı olarak indirildiği yaklaşımın ötesine geçilerek, çocuklar için ayrı ve özgün bir yargılama usulü ile yaptırım çerçevesinin tanımlanması gerekmektedir. Ayrıca mevcut yapıda, SİR’in soruşturma aşamasında tüm çocuklar bakımından zorunlu olmaması, çocuğun bireysel durumuna uygun tedbir veya yaptırıma zamanında hükmedilmesini güçleştirmektedir. 

Özellikle ceza sorumluluğu bulunmayan 0-12 yaş grubu çocuklar bakımından cezai yaptırım uygulanamadığı için hangi müdahale mekanizmalarının devreye gireceğine ilişkin açık ve bağlayıcı bir çerçevenin bulunmaması, suça etkili bir karşılık verilemediği algısını güçlendirmekte ve çocuğun ihtiyaç duyduğu destek mekanizmalarına erişimini sınırlamaktadır. İngiltere’de 10 yaş altı çocukların ceza sorumluluğu olmadığı için ceza yargılaması yapılamamakta fakat suça ilişkin çeşitli tedbirler uygulanmaktadır. Buradaki uygulanan tedbirler belirli zamanlarda sokağa çıkma yasağı (curfew) veya aileye ve çocuğa uygulanan denetim ve gözetim tedbirleri (child safety order) olabilir. Bununla birlikte çocuğun suç tekrarı olması durumunda bakım tedbiri veya aileye çeşitli yaptırımlar uygulanabilmektedir (UK Government t.y.). Buradaki temel sorun, ceza ehliyeti tartışmasının kendisinden ziyade, erken dönemde ihtiyaç temelli müdahale kanallarının çocuk yararını gözeten biçimde yeterince işletilememesidir. Bu nedenle söz konusu yapının yeniden ele alınması önem taşımaktadır.

Son olarak, hâlihazırda sistemde yer alan ancak çocuklara özgü uygulama usulleri yeterince netleştirilmemiş bazı kurumların - hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kamu davasının açılmasının ertelenmesi, ön ödeme ve uzlaştırma gibi- çocuk adalet sistemine özgü biçimde yeniden yapılandırılması önemlidir (Kaya, 2021). Buna ek olarak hapis cezasına alternatif yaptırımların belirlenmesi ve mahkeme tarafından öncelikle bu yaptırımlara hükmedilmesi; ancak bu yaptırımların uygulanamayacağı veya uygulansa dahi sonuç alınamayacağının önceden anlaşılması durumunda hapis cezasına hükmedilmesi esas olmalıdır. 

Bu diversiyon mekanizmaları, uygun biçimde tasarlandığında, çocuğun adalet süreciyle temasını sınırlayan ve davranış değişikliğini destekleyen etkili araçlar hâline gelebilir. Ancak bunun için, karar verilen süreçlerin koruyucu destekleyici tedbirlerle ilişkilendirilmesi, çocuğun ve ailenin yükümlülükler konusunda açık biçimde bilgilendirilmesi ve düzenli izleme mekanizmalarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Örneğin çocuk savcılarının kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verirken, bu sürecin çocuğun ihtiyaçlarına uygun tedbirler ve izleme politikalarıyla desteklenebileceğine dair kurumsal güvene sahip olması, bu yöntemi kullanmasını kolaylaştıracak ve çocukların yargılama sürecine girmeden topluma kazandırılmasını mümkün kılacaktır. Bu yaklaşım, hem mahkemelerin iş yükünü azaltacak hem de çocuk adalet sisteminin onarıcı niteliğini güçlendirecektir.

 

SONUÇ

Bu politika analizinde önerilen bütüncül ve aşamalı müdahale yaklaşımı, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun amaç ve ilkeleriyle uyumlu biçimde uygulanmasını; uygulamanın öngörülebilir, izlenebilir ve çocuğun üstün yararını esas alan bir işleyişe kavuşturulmasını hedeflemektedir. Çocuk adalet sistemi, doğası gereği yalnızca hukuki değil; aynı zamanda sosyal, psikolojik ve pedagojik boyutları olan çok katmanlı bir yapı arz etmektedir. Bu nedenle çocuklarla ilgili koruma, destek ve güvenlik tedbirlerinin, birbirinden kopuk ve reaktif uygulamalar yerine, açık biçimde tanımlanmış ve kademelendirilmiş bir müdahale sistemi içinde ele alınması zorunludur.

Bugün itibarıyla sahada görev yapan adli, idari ve sosyal hizmet birimlerinde önemli bir tecrübe ve emek birikimi bulunmakla birlikte, mevzuattaki yoruma açık hükümler, uygulamada birliğin sağlanamaması ve kurumsal uzmanlaşma ile sistematik izleme mekanizmalarının yetersizliği, çocuk koruma sisteminin etkililiğini sınırlamaktadır. Özellikle koruyucu ve destekleyici tedbirlerin hangi koşullarda, hangi öncelik sırasıyla ve hangi süreyle uygulanacağına ilişkin belirsizlikler, müdahalelerin gecikmesine ya da çocuğun gerçek ihtiyaçlarıyla uyumsuz biçimde devreye girmesine yol açabilmektedir.

Benzer şekilde, güvenlik tedbirlerinin uygulanmasında da amaç ve araç arasındaki ilişkinin yeterince netleşmemesi, bu tedbirlerin rehabilite edici ve yönlendirici niteliğini zayıflatmaktadır. Oysa Çocuk Koruma Kanunu’nun temel yaklaşımı, güvenlik tedbirlerini dahi çocuğun topluma yeniden kazandırılması hedefiyle sınırlı ve ölçülü bir çerçevede ele almayı gerektirmektedir. Bu çerçevenin uygulamada güçlendirilmemesi, çocukların sistemle temas süresinin uzamasına ve ikincil mağduriyet risklerinin artmasına neden olmaktadır.

Ceza ehliyeti bulunan çocuklar bakımından ise hapis cezasına alternatif yaptırımların sınırlılığı, çocuk adalet sisteminde onarıcı ve rehabilite edici yaklaşımların benimsenmesini zorlaştıran önemli bir yapısal sorun olarak öne çıkmaktadır. Denetimli serbestlik, eğitim ve danışmanlık temelli programlar, topluma yararlı faaliyetler ve bireyselleştirilmiş izleme planları gibi araçların yeterince çeşitlendirilmemesi, cezalandırıcı reflekslerin baskın hâle gelmesine zemin hazırlamaktadır. Bu durum, çocukların yeniden suçla temas etme riskini azaltmak yerine artırabilmektedir.

Oysa mevzuatın açık ve tutarlı biçimde uygulanması, çocuk adalet alanında görev yapan aktörlerin uzmanlaşmasının güçlendirilmesi, düzenli ve şeffaf izleme-değerlendirme mekanizmalarının kurulması ve kurumlar arası etkin koordinasyonun sağlanması, aşamalı bir müdahale modelinin hayata geçirilmesini mümkün kılacaktır. Böyle bir model, çocukların adli ve idari sistemlerle temasını asgari düzeyde tutmayı; temasın kaçınılmaz olduğu hâllerde ise sürecin onarıcı, yönlendirici ve çocuğun rehabilitasyonunu önceleyen bir anlayışla yürütülmesini sağlayacaktır.

Sonuç olarak, çocuk koruma ve çocuk adalet sisteminde etkili ve sürdürülebilir bir dönüşüm, yalnızca normatif düzenlemelerle değil; bu düzenlemelerin sahada öngörülebilir, ölçülebilir ve hesap verebilir biçimde uygulanmasıyla mümkün olacaktır. Bu politika analizinde önerilen aşamalı ve bütüncül yaklaşım, söz konusu dönüşüm için güçlü bir hukuki ve kurumsal zemin sunmaktadır.

 

POLİTİKA ÖNERİLERİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

Kaya, S. M. (2021). Uygulamada Çocuk Yargılaması: İstanbul Anadolu Adliyesi Çocuk Mahkemelerinde Dosya İncelemesi. On İki Levha Yayıncılık

Özel, C. (2022). II. Genç Hukukçu Araştırmacılar Sempozyumu 2021. E. Göka & U. Orhan & H. C. Aksoy (Yay. haz.), Karşılaştırmalı Hukuk Işığında Suça Sürüklenen Çocuklar İçin Öngörülen Alternatif Uygulamalar(s. 610-622). On İki Levha Yayıncılık

Koçoğlu, G., & Kaynar, S. (2022). Çocuk Koruma Kanunu ve Uygulamaları. Türkiye Adalet Akademisi Yayınları. https://yayin.taa.gov.tr/kitap/cocuk-koruma-kanunu--2-baski

Yargıtay Ceza Genel Kurulu. (1967, 19 Haziran). E. 1967/150, K. 1967/158.

In re A.A. (2018). Court of Appeal of California, Second Appellate District, Division Six, No. B289821. https://law.justia.com/cases/california/court-of-appeal/2018/b289821/

Crown Prosecution Service. (2021). Rape and sexual offences: Chapter 15 – Sexual harm prevention orders (SHPOs).

İçerik

İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.