Enstitüden Haberler

Yeni Eğitim Yılına Başlarken Nasıl Bir Okul İklimi Hedeflendiği Enstitü Sosyalde Değerlendirildi

Enstitü Sosyal, yeni eğitim öğretim yılının başlangıcında öğrencilerin bütüncül gelişimini dil gelişimi, sosyal duygusal gelişim ve okul iklimi eksenlerinde değerlendirmek üzere “Yeni Eğitim Yılına Başlarken” başlıklı bir panel düzenledi. 31 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirilen panelde alandan uzmanlar bir araya geldi.

Enstitü Sosyal eğitim araştırmacısı Fatma Betül Ercan’ın moderatörlüğünde yürütülen panelde, Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan okul iklimi, Cornell Üniversitesinden davranış bilimci Prof. Şule Alan sosyal duygusal gelişim, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dilbilimi Bölümünden dil bilimci Doç. Dr. Mehmet Gürlek ise eğitimde dil gelişimi konularını ele aldı. Panelde, yapay zekânın eğitime entegrasyonunun hız kazandığı ve dijitalleşmeyle değişen ebeveynlik modellerinin yeni bir öğrenci profili ortaya çıkardığı bu dönemde yeni eğitim yılının akademik hedeflerin başlangıcından ibaret olmadığı vurgulandı; öğrencinin kendini ifade edebildiği, sosyal duygusal olarak desteklendiği ve aidiyet hissettiği bir okul ikliminin öğrenmenin temel zeminini oluşturduğu değerlendirildi. 

Mehmet Gürlek, konuşmasına dil edinimi ile dil öğrenimi arasındaki temel ayrıma dikkat çekerek başladı. Erken çocukluk döneminde dil ediniminin zahmetsiz ve doğal bir süreç olduğunu, ancak yaş ilerledikçe dil öğreniminin yoğun çaba ve maliyet gerektiren bir sürece dönüştüğünü vurguladı. Bu kritik evrede atılan temellerin çocuğun ilerleyen yaşamdaki gelişimi üzerindeki belirleyici rolüne şu sözlerle değindi: “Çocuklarda iki-üç yaş civarında başlayan kusursuz gramer gelişimi, erken çocukluk döneminden itibaren yakından takip edilmeli. Bu evrede temelleri atılan anlama ve kendini ifade etme becerisi, çocuğun hem okul başarısını hem de arkadaşlık ilişkileriyle örülü günlük yaşamını doğrudan şekillendirir.” Gürlek, çocukların dil gelişiminin birçok farklı sosyal ortamdan etkilenerek güçlendiğini belirterek “Çocukların dil gelişiminde ebeveynlerin, öğretmenlerin ve okulların model olması hayati bir önem taşıyor. Yalnızca ‘Çocuklar ekran kullanmasın’ demek kolay. Asıl mesele, uygulamada çocukların ev ortamında ne kadar konuşmaya ve sözel etkileşime maruz kaldığı. Çocukların dili doğru kullanma yeteneği onların akademik, okul, iş ve cemiyet hayatındaki tüm başarılarının temelini oluşturuyor.” dedi. 

Şule Alan, sosyal duygusal gelişimin çocuğun öğrenmeye olan yatkınlığını doğrudan şekillendirdiğini vurguladı. Dürtü kontrolü, duygu yönetimi ve empati gibi becerilerin çocuğun akademik ve kişisel başarısının temelini oluşturduğunu belirterek okulun bu gelişimdeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Aile ortamının genetik ve çevresel faktörleri ayırt etmeyi güçleştirdiğini, buna karşın öğretmen-öğrenci arasındaki genetik bağın yokluğunun okul müdahalelerinin etkisini ölçmeyi kolaylaştırdığını belirten Alan şunları söyledi: “Öğretmenlerin azim, sabır, merak ve empati gibi sosyal-duygusal alanlarda eğitilmesi çocukların gelişimine doğrudan katkı sunuyor. Son yirmi yıldaki araştırmalar da sosyal duygusal becerilerin okul ortamında çevresel faktörlerle geliştirilebildiğini açıkça kanıtlıyor.” Alan, bugün çok farklı bir dönemden geçtiğimizi ve bu dönemin öğrencisinin de hayatındaki yeni dinamikleri anlamamız gerektiğini vurguladı: “Bugün yepyeni bir öğrenci profiliyle karşı karşıyayız. Çocukların öğrenme süreçlerinde yaşanan güçlükler öğretmenlerin yetersizliğinden değil, değişen ebeveynlik modelleri, dijitalleşme ve sınıflarda artan dikkat eksikliği gibi dinamiklerden kaynaklanıyor. Bu yeni öğrenciyi anlamamız, onun ihtiyaçlarına uygun stratejiler belirlememiz ve öğretmenlerimizi bu yeni yöntemlerle donatmamız gerekiyor.”

İpek Coşkun Armağan, öğrenme sürecinin sağlıklı başlayabilmesi için öncelikli koşulun güven hissinin tesis edilmesi olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çocuk sınıfta, koridorda, bahçede görünür olduğunu ve bir topluluğun parçası olduğunu bilmek zorunda. Yalnızlık çeken, içine kapanan, sistemin kenarına itilen bir öğrenci fark edilmiyorsa orada güven ikliminden söz edemeyiz.” Okul iklimini anlamanın bir aidiyet meselesi olduğunu vurgulayan Armağan, bu iklimin tek bir ölçütü olmadığını belirtti: “Başarı odaklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek ve dışarıdan kusursuz görünen eğitim kurumlarında dahi ciddi krizlerin yaşanabilmesi, okul şiddetinin ve risk faktörlerinin yalnızca belirli okul tipleri veya akademik seviyeler üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.” Armağan akran öğrenmesinin dayanışmayı en iyi sağlayan unsur olduğunu belirterek öğretmenlerin sınıf içerisinde akran öğrenmesini sağlayacak içerikleri güçlendirmesinin önemli olduğunun altını çizdi.

Panelde dil gelişimi, sosyal duygusal gelişim ve okul ikliminin birbirinden bağımsız alanlar olmadığı değerlendirildi. Konuşmacılar, bu üç alanda atılacak adımların sorumluluğunun ebeveynlere, öğretmenlere ve okul yönetimlerine düştüğünü vurgulayarak değişen öğrenci profilinin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Panel, soru-cevap oturumuyla tamamlandı.

 

İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.