Enstitüden Haberler

“Veriden Vizyona: Üç Kuşak Bir Türkiye” Araştırma Bulguları Paylaşım Programı Gerçekleşti

Türkiye’nin demografik geleceğini konu alan ve iki yıl süren bir araştırmanın ürünü olan “Veriden Vizyona: Üç Kuşak Bir Türkiye” Araştırma Bulguları Paylaşım Programı, 2 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, TÜİK ve Enstitü Sosyal iş birliğiyle yürütülen “Evlilik ve Doğurganlığın Çok Boyutlu Perspektiften Karşılaştırmalı İncelenmesi” başlıklı araştırmanın sonuçları, “Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035)” vizyonu doğrultusunda kamuoyuyla paylaşıldı.

“Toplumsal Bir Varoluş Kriziyle Karşı Karşıyayız” 

Programda konuşan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, nüfus ve aile yapısındaki değişimin sadece sayısal bir meseleden ibaret olmadığını, çok boyutlu bir toplumsal dönüşümle karşı karşıya olunduğunu vurguladı. Göktaş, “Evliliklerin azalması, gençlerin daha geç evlenmesi ve doğurganlık hızının düşmesi artık geçici eğilimler olarak görülemez. Bu gelişmeler çalışma hayatından sosyal güvenlik sistemine, millî savunma gücünden üretim kapasitesine kadar doğrudan etki alanına sahip.” ifadelerini kullandı.

Bakan Göktaş, araştırma verilerinin Türkiye’nin bu süreci aslında elli yıldır devam eden sistematik bir değişimin sonucu olarak yaşadığını belirtti. İdeolojik yaklaşımlardan ziyade demografik ve sosyolojik bir varoluş kriziyle karşı karşıya olduğumuzu belirterek, “Güçlü bir gelecek, güçlü aileler üzerine inşa edilir.” mesajını verdi.

Araştırma Ekosisteminin Stratejik Önemi

Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, Türkiye’nin nüfus konusunda dünyadaki trendlerle benzer bir süreç yaşadığını ancak daha hızlı bir dönüşümden geçtiğini vurguladı. Armağan, “Türkiye aslında doğurganlığın bir anda düştüğü bir ülke değil. Yaklaşık elli yıldır devam eden sistematik bir sürecin sonuçlarını yaşıyoruz.” diyerek ekledi: “Kanıta dayalı politika üretmek zorundayız. Başka ülkelerin modellerine bakmak yerine Türkiye’nin kendi gerçekliğini, toplumsal yapısını ve dinamiklerini anlamak için güçlü bir araştırma ekosistemine ihtiyacımız var. Türkiye’de nüfus araştırmaları perspektifi oldukça sınırlı, bu da sürekliliği olmayan politikalara yol açıyor.”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanı Mehmet Arabacı, bugün salt demografik bir değişimden bahsedilmediğini, demografi çalışmalarının geleceğin eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri ile iş gücü piyasasını doğrudan etkileyecek çok boyutlu bir dönüşüm olduğunu belirtti. Bu bağlamda TÜİK’in demografiye ilişkin verilerinin önem arz ettiğini belirten Arabacı, kurumların politika üretim süreçlerinde veri temelli ilerlemelerinin altını çizdi.

“İyi Ebeveynlik” Standartları Yükseldi 

On iki ilde, 6.530 hane ve 10.408 katılımcı ile gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de evlilik kurumunun hâlâ toplumun ana omurgası olduğunu doğruluyor. Araştırmacılar, bu kalıcı yapıya rağmen doğurganlık algısında kuşaklar arası belirgin bir değişim yaşandığının altını çiziyor.

Enstitü Sosyal araştırmacıları tarafından paylaşılan temel bulgular birkaç önemli noktada toplanıyor. Araştırma, çocuk sahibi olmanın artık aile olmanın gerekliliklerinden biri olarak görülmediğini, “nitelikli, donanımlı ve her yönüyle desteklenmiş” bir çocuk yetiştirme sorumluluğu olarak kabul edildiğini  ortaya koyuyor. Bu anlayış, ebeveynleri çocuklarına yeterince zaman ve enerji ayıramama kaygısıyla çocuk sayısını sınırlandırmaya yöneltiyor. Ekonomik kaygıların yanı sıra geleceğe dair belirsizlik ve güven sorununun da çocuk sahibi olma kararını doğrudan etkilediği görülüyor. Türkiye’nin demografik yapısının bölgeden bölgeye ve kuşaklar arasında büyük farklılıklar gösterdiği, dolayısıyla tek tip yaklaşımların yetersiz kalacağı vurgulanıyor.

Enstitü Sosyal Toplum Araştırmaları koordinatörü Dr. Selçuk Aydın, yaşanan krizin salt doğurganlık sorunu olmadığını vurgulayarak, tek kişilik hanelerin artışı, evliliklerin azalması ve çocuk sahibi olma eğilimindeki düşüşü aynı toplumsal dönüşümün farklı yansımaları olarak değerlendirdi. Enstitü Sosyal uzman araştırmacısı Doç. Dr. Talip Yiğit ise doğurganlık hızının değişim hızıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirterek her ülkenin kendine özgü koşullarını esas alan veri temelli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu aktardı.

Ebeveynlik standartlarının yükselmesine vurgu yapan Enstitü Sosyal araştırmacısı Nursen Tekgöz, günümüzde ebeveynliğin çocuğun her gelişim aşamasında yanında olma sorumluluğuna dönüştüğüne dikkat çekti. Üst kuşakların alt kuşaklara “Önce işini kur”, “Ekonomik düzenini sağlamadan çocuk yapma”, “Önce hayatını oturt” gibi temkinli mesajlar ilettiğini, bunun aile karşıtı bir söylem olmadığını, aksine aile kurma kararına eşlik eden koruyucu bir dilin güçlendiğini vurguladı. Enstitü Sosyal araştırmacısı Rumeysa Hafızoğlu ise çocuk sayısını sınırlandırmanın ekonomik gerekçelerden ziyade kaliteli ebeveynlik sunabilme isteğinden kaynaklandığını öne sürdü. “Az çocuk, mutlu aile” algısının 1960’lardan bu yana tarihsel olarak inşa edildiğini belirten Hafızoğlu, artan ebeveynlik yükümlülüklerinin aileleri iki çocukla sınırlı kalmaya yönelttiğini aktardı.

İki Nokta

Kitap tanıtımı, biyografi, araştırma raporu, değerlendirme ve inceleme yayınları ile bölgesel veya küresel ölçeklerde güncel ya da yapısal sorunlar.