“Tek Bir Anlatının Ötesinde”: World Decolonization Forum
Sömürge rejimlerinden ve zihniyetlerinden arınmayı, bilginin tek merkezli dünya perspektifinden özgürlеşmesini tartışmak üzere Güney Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya farklı entelektüel geleneklerden düşünürler, akademisyenler ve eğitimciler 11-12 Mayıs 2026’da İstanbul’da bir araya geldi. Enstitü Sosyal ve NUN Eğitim ve Kültür Vakfı ev sahipliğinde, Latin Amerika’dan Güney Asya’ya uzanan partner kurumların iş birliğiyle Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen World Decolonization Forum’un bu yılki teması “Bilgi Üretimi ve Dolaşımının Sömürgecilikten Arındırılması” olarak belirlendi.

Forumun açılış konuşması, NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak tarafından yapıldı. Albayrak, sömürgeci mantığa reaktif bir karşı duruş üretmek yerine o mantığın bütünüyle terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak “Bir mantığı tersine çevirmek, onu aşmak değil; yıkılmak istenen hiyerarşinin mimarisinin içinde kalmaya devam etmektir.” dedi. “Beyaz Adamın Yükü”nün karşısına “Siyah Adamın Yükü”nü koymadan insanın yükünü konuşmayı öneren Albayrak, dekolonizasyonu ortak sorumluluk alanı olarak tanımladı. Ayrıca çocukların dikkatinin, hayal gücünün ve hafızasının teknokolonyal rejimin sürekliliği için birer ham maddeye dönüştürüldüğüne de dikkat çekti. Dekolonizasyonun Batı’nın efendilik kompleksinden arınması için açık bir davet olduğunu dile getiren Albayrak, dünyanın artık İstanbul, Cakarta, Addis Ababa ve Gazze’de üretilen bilgeliğe de ihtiyaç duyduğunu belirterek, forumun yüzyıllardır kültürlerin buluştuğu İstanbul’da düzenlenmesinin bir tesadüf olmadığını vurguladı.

Açılış oturumunda Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan forumun teorik çerçevesini üç katmanlı olarak ortaya koydu: dilin ve kavramların dekolonizasyonu, insanın dekolonizasyonu ve kurumların dekolonizasyonu. “Gelişmiş-az gelişmiş”, “ilkel-uygar”, “merkez-çevre” gibi ikiliklerin nötr olmadığını, belirli tarihsel ve güç ilişkileri bağlamında üretildiğini vurgulayan Armağan, sömürgeciliğin topraklarla birlikte zihinleri de işgal ettiğini ve kendi değerini dış referanslara göre tanımlayan bir bilincin tam anlamıyla özgür sayılamayacağını ifade etti. “Eğitim sistemleri, akademik yapılar, medya ve politika üretim mekanizmaları çoğu zaman belirli epistemik merkezlerin etkisi altındadır. Enstitü Sosyal için kurumların dekolonizasyonu, bu yapıları daha çoğulcu, daha adil ve daha kapsayıcı hâle getirmeyi ifade eder.” diyen Armağan, dekolonizasyonun temsil meselesinden ibaret olmadığını, bilginin kimler tarafından, nasıl üretildiği ve nasıl dolaşıma sokulduğu sorularını da yeniden düşünmeyi gerektirdiğini vurguladı.
Forumun birinci gününde akademik oturumlarda bilgi üretiminin yapısal eşitsizlikleri epistemik ve kurumsal düzlemde ele alınarak Avrupa merkezci bilim anlayışının evrensellik iddiası ve yerli bilgi sistemlerinin akademik hiyerarşi içindeki konumu sorgulandı. Dekolonyal teorinin kurucu isimlerinden Arjantinli Walter Mignolo, modernitenin kurtuluş ve ilerleme vaadi olarak sunulurken ardında epistemik hiyerarşiyi ve bilgi sistemlerinin kademeli değersizleştirilmesini barındırdığını vurguladı. Malezyalı sosyoloji profesörü Syed Farid Alatas “Bağımsız düşünmüyoruz. Akademik olarak bağımlıyız. Kavramlar, fikirler, hatta araştırma gündemleri bile ağırlıklı olarak Kuzey Amerika’ya, İngiltere’ye ve bir ölçüde Fransa’ya bağımlı.” diyerek epistemik ve siyasi-ekonomik bağımlılığın birbirinden koparılamayacağına dikkat çekti. Pakistan asıllı Britanyalı sosyolog Salman Sayyid ise “Dekolonize edilmiş bir kültür ve toplum olmadan dekolonize edilmiş bir üniversite hayal edilemez.” diyerek kurumsal dönüşümün toplumsal dönüşümden bağımsız ele alınamayacağını vurguladı. İkinci günde oturumlar medya, ekonomi-politik ve hukuk bağlamında ilerledi. Ann Pettifor küresel finansal sistemi “küresel ölçekte bir sömürgecilik biçimi” olarak nitelerken, Ebrahim Patel “Kalkınmasız büyüme, yalnızca yanlış şeyin peşinde koşmaktır.” diyerek ekonomik egemenliğin önemini vurguladı. Medya oturumunda Güney Afrikalı akademisyen Last Moyo, ana akım medyanın Anglo-Amerikan yapıların denetiminde kaldığını vurgularken dijital araçların aynı zamanda bir mücadele alanına dönüşebileceğine dikkat çekti.
Forumda ana oturumların yanı sıra Yusuf İslam, Kemal Sayar, Sushrut Jadhav, Siba N’Zatioula Grovogui, Vladimir Bobrovnikov, Ebrahim Patel, Ulises Ali Mejias ve Merve Kavakcı’nın aralarında bulunduğu konuşmacılarla iki gün boyunca sekiz oturum hâlinde Decolonial Voice söyleşi serisi düzenlendi. Seride dekolonizasyon, sanat ve ruh sağlığından bilgi üretimine, hukuktan ekonomiye, dijital dünyadan İslami düşünce ve tarih yazımına kadar farklı disiplin ve deneyim alanlarında ele alındı. Müzik ve psikiyatri, akademik bilgi üretimi ve çeviri, Siyahi Amerikalı Müslüman topluluklarının direnişi, uluslararası hukuk ve medya, ekonomi ve kalkınma, veri sömürgeciliği ve enerji adaleti ile İslami düşünce ve tarih yazımı serinin gündemine giren başlıca temalar arasında yer aldı.
Forumda farklı temalarda yuvarlak masa toplantıları da düzenlendi. Türkiye’den felsefe, sosyoloji, tarih ve siyaset bilimi alanlarından akademisyenlerin katıldığı toplantıda sömürgecilik deneyimi yaşamamış ancak Avrupa merkezci çerçeveleri içselleştirmiş toplumların dekolonyal tartışmaya nasıl dâhil olacağı sorgulandı; teknokolonyalizm oturumunda yapay zekânın güç asimetrilerini yeniden biçimlendirmesi ve algoritmik mekanizmaların sömürgeci denetimi dijital alanda nasıl sürdürdüğü ele alındı. Filistin üzerine düzenlenen toplantıda ise yerleşimci sömürgeciliğin kavramsal çerçevesi, Oslo sürecinin yapısal sorunları ve uluslararası hukukun Filistin bağlamında işlevsizleştirilmesi irdelendi.
Forumun en özgün oturumlarından Decolonial Circle, katılımcılar ve konuşmacıların eşit zeminde birlikte düşündüğü formatıyla bir dekolonizasyon pratiği olarak kurgulandı; eğitim bilimciler Munir Fasheh ve Farah Ahmed’in yer aldığı oturumda “Mujaawarah” modeli resmî eğitim sistemlerine karşı somut bir pedagojik alternatif olarak ele alındı.
Forum boyunca 40 farklı ülkeden seçilen 75 araştırmacı ve akademisyen; eğitim ve pedagoji, ekoloji, feminist epistemoloji, İslami düşünce, sömürge arşivleri ve dijital kültürler başta olmak üzere pek çok temada akademik bildiri sunumları gerçekleştirdi.
Forumun kapanış bildirisinde ırksal, dilsel, kültürel ve epistemik tahakkümün sürdüğü, kolonyalitenin dijital alanda da yeni biçimler kazandığı vurgulanırken, forumun amacının merkez fikrini çoğullaştırmak olduğu İstanbul Perspektifi çerçevesinde ortaya kondu. İki yılda bir düzenlenmesi planlanan forum, kalıcı akademik üretim ve sömürgeciliğin yeni biçimlerine koordineli yanıtlar üretme yönünde bir konsensüsün ilk adımı olarak değerlendirildi.
Forumun ilk yan etkinliği olan “İnsanlığın Yükü: Dekolonizasyonun Bugünü” sergisi 9-17 Mayıs tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi Sanat Galerisinde ziyaretçilere açık kaldı. Küratörlüğünü Hasan Mert Kaya’nın üstlendiği sergi, sömürünün araçları değişse de mekanizmasının aynı kaldığı fikrini merkeze aldı. “Yağma” ve “Sömürü Mekaniği” başlıkları altında kurgulanan sergi, Galataport’taki gerçek ölçekli Köle Gemisi (Brookes) kesit planından kültürel yağmayı belgeleyen arşiv alıntılarına, Kongo kauçuğundan günümüz kobalt madenlerine uzanan bir hattı görünür kıldı.
Forumun ardından 13-14 Mayıs’ta İstanbul Atlas Sinemasında “Dekolonize Film Günleri” düzenlendi. 9 filmin ücretsiz gösterime sunulduğu iki günlük programda Kıbrıs’tan Avustralya’ya, Senegal’den Libya’ya uzanan geniş bir coğrafya ve zaman dilimi ele alındı. Seçkide Derviş Zaim’in Çamur’u (2003), Phillip Noyce’un Çit’i (Rabbit Proof Fence, 2002), Majid Majidi’nin Güneşin Çocukları (Khorshid, 2020), Mustafa Akkad’ın Çöl Aslanı (Lion of the Desert, 1980), Semih Kaplanoğlu’nun Buğday’ı (2017), Ousmane Sembène’in Kara Kız (La Noire de…, 1966) ve Thiaroye Katliamı (Camp de Thiaroye, 1988) adlı yapıtları, Michael Mann’in Son Mohikan’ı (The Last of the Mohicans, 1992) ve Akio Fujimoto’nun Kayıp Dünya’sı (Harà Watan, 2025) yer aldı. 13 Mayıs’ta yine Atlas Sinemasında düzenlenen “Ekranı Dekolonize Etmek” panelinde ise yönetmen Majid Majidi, yapımcı Mehmet Bozdağ ve panelin moderatörlüğünü üstlenen yönetmen Faysal Soysal; sinemanın toplumsal hafızayla kurduğu ilişkiyi, kültürel temsil meselesini ve sömürgeci bakışın anlatı dili üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Batı merkezli anlatıların Doğu toplumlarını çoğu zaman “egzotik”, “çatışmalı” ya da “mağdur” imgeler üzerinden temsil ettiği vurgulanırken, buna karşı “içeriden” kurulan bir sinema dilinin önemi öne çıktı.