Okul Yöneticisi Programı Tamamlandı
1-3 Temmuz 2026 tarihlerinde proje okulları ve prestijli/seçkin liselerde görev yapan müdür yardımcılarına yönelik Okul Yöneticisi Programı gerçekleştirildi. Üç gün süren programda, okul idarecilerinin liderlik, iletişim ve kriz yönetimi becerilerini güçlendirmek amaçlandı; alanında uzman 10 eğitimci tarafından seçkin eğitim kurumlarının yönetimine dair tarihsel, sosyolojik, psikolojik ve dijital boyutların ele alındığı oturumlar düzenlendi.
Programın açılış konuşmaları Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan ve İstanbul İl Millî Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür tarafından yapıldı. Konuşmalarda proje okullarındaki öğrencilerin dar bir yüzdelik dilimden geldiği ve bu nedenle yönetim ve okul iklimi anlamında farklı bir yaklaşım gerektirdiği vurgulandı. Türkiye’nin seçkin liselerinde takım çalışması ve empati gibi değerlerin önemini vurgulamak için okul ekosistemine kazandırılması istenen beş temel değer sıralandı: merhamet, muhabbet (sohbet kültürü), mesuliyet (sorumluluk), mütevazılık ve muvaffakiyet (başarı). İşin mutfağında olan müdür yardımcıları ve idarecilerin eğitimdeki önemine vurgu yapıldı; öğretmenlik mesleğinin talebeliği hiç bitmeyen bir meslek olduğunu, idarecinin de öğrencilerle birlikte sürekli yeni şeyler öğrenmesi gerekliliğine dikkat çekildi.

Programın ilk gününde Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Vahdettin Engin, “Osmanlı’da Elit Eğitimi: Tarihsel Arka Plan ve Yansımaları” başlıklı oturumda “elit eğitimi” kavramının sosyoekonomik statüye dayanan bir farklılaşma değil, niteliğin erken yaşta (6-9 yaş) tespit edilerek farklılaştırılmış eğitim sunulması anlamına geldiğini vurguladı. Bunu Osmanlı’daki Enderun Mektebi ve devşirme sistemi üzerinden yeteneğin erken tespiti ve devlete kazandırılması süreci bağlamında aktardı. Güncel okul yönetimine dönük tavsiyeler paylaşan Engin, seçkin okul öğrencilerine özel olduklarının aldıkları eğitimlerin farklılığıyla hissettirilmesi, disiplin seviyesinin iyi dengelenmesi ve mezunlarla ilişkilerin dikkatli yönetilmesi gerektiğini belirtti.
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Mehmet Ali Akyurt, “Seçkin Liselerde Barınma ve Öğrenci İyi Oluşu” başlıklı oturumunda yatılı/pansiyon sistemlerinin öğrenci gelişimi üzerindeki etkilerini sosyolojik bir perspektifle ele aldı. “Ebeveynlik vakumu” kavramını değerlendiren Akyurt, yatılı okullarda barınan öğrenci oranının okuldan okula farklılaştığını ve bunun okul iklimini de kökten değiştirdiğini dile getirdi; yatakhanenin konumu, ortak alanların mimarisi gibi görünüşte teknik detayların öğrencinin okula duyduğu aidiyeti doğrudan şekillendiren unsurlar olduğunu belirtti. Akyurt, okul idarecilerinin haftada bir gün yatakhane nöbetine katılarak süreci yerinden deneyimlemesi ve yatılı okul mezunlarına yönelik dernekler kurulması gerektiğini vurgulayarak yatılı okullarda yönetim kararlarının ancak yaşanan bu deneyimi paylaşanlar tarafından alındığında isabetli olabileceğini belirtti.

Yıldız Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Denizcilik Bölümünden Prof. Dr. Tamer Yılmaz, “Okulda Girişimci Düşünce, Yenilik Kültürü ve Yapay Zekâ” başlıklı oturumda kurum kültürünün, en iyi tasarlanmış stratejiyi bile uygulamada etkisiz kılabileceğini vurguladı. Okul sınavlarında liderlik, girişimcilik, yaratıcılık ve empati gibi hayattaki başarıyı belirleyen becerilerin ölçülmediği eleştirisini yaptı. Yapay zekâ konusunda dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini söyleyen Yılmaz, yapay zekânın eğitimde önemli kolaylıklar sağladığını ancak akademik dürüstlük ihlalleri, fırsat eşitsizliği ve öğretmen-öğrenci empatik etkileşiminde azalma gibi risklere dikkat çekti; ‘‘human in the loop’’ (kararların nihai olarak insan denetiminde kalması) ilkesini vurgulayarak okullara yapay zekâ etik ilkeleri ve kullanım kuralları oluşturulmasını önerdi.

İlk günün son oturumunda “Eğitimde Müzakere ve Arabuluculuk” başlıklı sunum İpek Coşkun Armağan tarafından yapıldı. Sunumda okullarda yaygın olan münazara kültürünün aksine bir müzakere kültürünün geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekildi. Münazaranın kazan-kaybet mantığıyla okul barışını olumsuz etkileyebildiği, oysa müzakerenin kazan-kazan odaklı olduğu vurgulandı. Enstitü Sosyalin Türkiye Müzakere Programı (TÜM) ve bu program kapsamında geliştirilen Bilgi Temelli 5D Müzakere Modeli’ni (Dil, Düşünce, Duygu, Davranış, Değer) tanıtan Armağan, ‘‘Okulunuzun duygusu ne?’’ sorusu ile güven, merak ve aidiyet duygularının yönetimin önceliği olması gerektiğini tartıştı. Sosyal medyanın bir gencin hayatı üzerindeki yıkıcı etkisini ve bir aile trajedisini mercek altına alan 2025 yapımı Adolescence dizisi üzerinden kriz iletişimi hatalarını örneklerle anlatan Armağan, doğru kriz iletişiminin ortak bir müzakere pratiğine dayandırılması ihtiyacını vurguladı.
İkinci günün ilk oturumu “Okullarda Medya Yönetimi” başlığıyla gerçekleşti. Oturumda Enstitü Sosyal Kurumsal İletişim ve Etkinlikler Direktörü Fatmanur Kartav, okul yöneticilerinin iletişimi bir bilgilendirme faaliyetinden öte, bir ikna ve ilişki yönetimi süreci olarak ele alması gerektiğini vurguladı. Stratejik iletişimin temel bileşenlerini ele alan Kartav, kriz iletişiminde zarar kontrolü, proaktif iletişim ve paydaşları sürece dâhil eden etkileşimli yöntemleri karşılaştırmalı olarak değerlendirdi. Kartav, sosyal medya içeriklerinin önceden planlanmasının ve kurumun varlık amacını yansıtan tutarlı bir anlatının oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Ordu Üniversitesi Eğitim Fakültesinden Doç. Dr. Emrah Akman, “Yeni Neslin Dijitalleşme Alışkanlıkları ve Dijital Oyunlar” başlıklı oturumda dijital oyunların bilişsel faydaları (hızlı düşünme, problem çözme) ve risklerini (bağımlılık, siber zorbalık) ele aldı. Oyun tasarımının zaman algısını nasıl bozduğunu aktaran Akman, katı süre sınırlamaları yerine oyunun doğasına uygun esnek bir zaman yönetiminin daha gerçekçi olduğunu belirtti. Akman, okul idarecilerinin de bu konularda bilgi sahibi olması ve ebeveynleri bilgilendirmeleri gerektiğini vurguladı.
İbn Haldun Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Mücahit Öztürk, “Dijital Çağda Ergen Krizleri ve Yönetimi” başlıklı oturumda ergenlik döneminin bir kriz dönemi değil, gelişimsel bir geçiş dönemi olduğunu vurguladı. Beyindeki duygu merkezinin (amigdala/limbik sistem) 0-6 yaş arasında, karar verme ve dürtü kontrol merkezinin (prefrontal korteks) ise 22 yaşına kadar geliştiğini anlatan Öztürk, bu fren sisteminin gecikmesinin ergenlerdeki risk alma eğiliminin nörobilimsel temeli olduğunu ifade etti. Alarm verici belirtiler arasında okul başarısında ani düşüşü, öz bakımda bozulmayı, sosyal katılımın azalmasını ve en kritik gösterge olarak okula devamsızlığı sıralayan Öztürk, ‘‘Ulaşamayacağınız ebeveyn olabilir, ama ulaşamayacağınız ergen yoktur.’’ diyerek güvenilir bir öğretmen/idareci figürünün rehabilitasyon sürecinde belirleyici olabileceğini vurguladı.

İkinci günün son oturumunda Enstitü Sosyal araştırmacısı Dr. Münübe Zeynep Yılmaz, “Okul Yönetiminde Veriye Dayalı Karar Verme” başlığıyla SMART hedef belirleme (hedeflerin net [Specific], ölçülebilir [Measurable], ulaşılabilir [Achievable], gerçekçi [Relevant] ve zamana bağlı [Time-bound] olarak kurgulanması) ve kök neden analizi gibi yöntemlerin, okul yöneticiliğinde henüz yeterince yerleşmediğini ancak giderek zorunlu hâle geldiğini belirtti. Kök neden analizi için ‘‘5 Neden’’ (Five Whys) tekniğini (problemin görünür semptomlarını aşarak kök nedenine ulaşmayı sağlayan bir soru sorma yöntemi) tanıtan Yılmaz, veri etiği ve gizliliği konusu üzerinden ABD’de bir okul bölgesinde öğrenci verilerinin (aile geliri, eğitim düzeyi gibi) bir siber güvenlik açığıyla üçüncü taraflara sızmasını ve ardından toplu dava sürecini somut örnek olarak aktardı.

Programın son gününde ilk oturum, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Dr. Vildan Özertürk Sofu’nun “Lise Sıralarında Elit Üretimi: Türkiye’deki Prestijli Liselerde Kimlik, Ayrıcalık ve Aidiyet” başlıklı konuşmasıyla başladı. Özertürk Sofu, İstanbul Medeniyet Üniversitesinde tamamladığı doktora araştırmasının bulgularını paylaştı. Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve Robert Koleji gibi prestijli okulların erken dönem (1960-1980) ve yakın dönem mezunlarıyla yapılan görüşmelere dayanan araştırmada, “elit okul sermayesi” kavramını, elit nitelikler (analitik/eleştirel düşünme, yabancı dil), elit akranlar (yüksek potansiyele sahip akranlarla öğrenme) ve elit imkânlar (marka imajı, mezun ağı/network, yurt dışı bağlantıları) olarak üç bileşenle tanımladı. Zaman içinde vurgunun akademik/araçsal kazanımlardan sosyal/sembolik kazanımlara (network, marka imajı, global bağlantılar) kaydığını aktardı.
Programın kapanış oturumunda İbn Haldun Üniversitesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Halil Berktay, “Seçkin Bir Entelektüalizmin Yaratılması ve Yaşatılmasında Müfredat ve Pedagoji Sorunları” başlığı altında Robert Kolejde geçen öğrencilik yıllarına dayanan kişisel bir anlatı sundu. 19. yüzyılda yabancı/misyoner okullarının kuruluş motivasyonlarından Cumhuriyet döneminde Millî Eğitim Bakanlığına bağlanma sürecine uzanan tarihsel bir çerçeve çizen Berktay, kendi hayat hikâyesi üzerinden Türkiye’nin farklı ideolojik mahalleleri arasında bir kültürel köprü kurma çabasını aktardı. Elit okul deneyiminde ekonomik farkların öne çıkmadığını, ancak entelektüel/akademik başarının statü belirleyici olduğunu aktardı.

Program, Enstitü Sosyal tarafından hazırlanan Eğitimde Yetenek Yönetimi raporunun tanıtım toplantısı ve “Eğitimde Yetenek Yönetimi: Araştırma Bulguları ve Öneriler” başlıklı panel ile sona erdi. İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümünden Doç. Dr. Tolga Yüret, Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim Bölümünden Doç. Dr. Bilge Bal Sezerel ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesinden Arş. Gör. Fatma Betül Karalı Impram, öğrencilerin potansiyellerinin erken dönemde keşfedilmesi, özel yetenekli öğrencilerin desteklenmesi, mentörlük ve rehberlik mekanizmalarının güçlendirilmesi ile eğitimden istihdama uzanan bütüncül bir yetenek yönetimi politikasının gerekliliğini ele aldı. Akademisyenler, eğitim yöneticileri ve politika yapıcılarını bir araya getiren program, eğitimde yeteneklerin keşfi ve desteklenmesine ilişkin güncel tartışmaları derinleştirerek, geleceğe yönelik ortak bir vizyonun oluşmasına zemin hazırladı.
Üç gün boyunca gerçekleştirilen oturumlarla Okul Yöneticisi Programı, seçkin eğitim kurumlarının yönetimine dair tarihsel mirastan güncel dijital risklere, müzakere kültüründen veriye dayalı karar almaya uzanan geniş bir çerçeve sundu.