Enstitü Sosyalde “10. Yılında 15 Temmuz’u Hatırlamak” Forumunda
Akademisyenler, Uzmanlar ve Tanıklar Bir Araya Geldi
Enstitü Sosyal, 15 Temmuz darbe girişiminin onuncu yılında, bu kırılma noktasını gündelik siyasi tartışmaların ötesine taşıyarak tarihsel, toplumsal, hukuki ve ahlaki boyutlarıyla değerlendirmek amacıyla “10. Yılında 15 Temmuz’u Hatırlamak” başlıklı bir forum düzenledi. 13 Temmuz 2026 tarihinde gerçekleştirilen forumda sosyolog Dr. Necdet Subaşı, küratör ve yazar Hasan Mert Kaya, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Çalışkan ve TBMM Başkan Vekili Bekir Bozdağ konuşmacı olarak yer aldı.
15 Temmuz’u 10. Yılında Bir Kırılma Noktası Olarak Okumak
Forumun açılış konuşmasını yapan Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle başlayan 1876’dan bu yana bir toplumsal hafızaya değinerek 15 Temmuz’un bu zincirde bir eşik olduğunu vurguladı. 140 yıl sonra benzer bir tekerrürün yaşanabileceğini ancak 15 Temmuz’da bunun yerine bir kırılmanın gerçekleştiğini belirtti. On yıl önce yaşanan o gecenin sıradan bir tarih sayfası olmadığını, milletin onur savaşı verdiği bir “demirden gece” olduğunu ifade eden Armağan, tankların, uçakların ve mermilerin demirden olmasına rağmen o gece insan iradesinin demirden çok daha ağır bastığına dikkat çekti.

O gece meydanlara çıkanları harekete geçiren şeyin bir toplumsal vicdan ve sezgi olduğunu vurgulayan Armağan, 15 Temmuz’un basit bir siyasi çatışmaya indirgenmeye çalışılmasının bir hafıza ayıbı olduğunu söyledi. Armağan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “15 Temmuz, seçilmiş bir hükûmeti devirme girişiminden öte, anayasal düzene, TBMM’ye, Türk devletine ve milletine yöneltilmiş hain bir saldırıdır. Bu kara lekeyi unutturmamak ve hakikati gelecek nesillere aktarmak, akademik ve kültürel sorumluluğumuzdur. Oğuz Atay’ın da dediği gibi, ‘Bizim asaletimiz, bizimle başlar.’ Kendi hikâyemizi kendimiz anlatmalı; 15 Temmuz’un sosyolojisini, edebiyatını ve sanatını binlerce eser, film ve araştırmayla dünya hafızasında kalıcı bir yere taşımalıyız.” Bu hafızanın gücüne dikkat çeken Armağan, 15 Temmuz gecesi ailesiyle meydanlara çıkan çocukların bugün 6 Şubat depremlerinde gönüllü olarak ön safta koşan gençler olduğunu hatırlatarak, hafıza ve hareketin nesiller boyu aktarıldığını dile getirdi.
15 Temmuz Sosyolojisi: Toplum Bu Tecrübeyi Nasıl Anlamlandırdı?
“10. Yılında 15 Temmuz Sosyolojisini Anlamak” başlıklı konuşmayı gerçekleştiren Dr. Necdet Subaşı, 15 Temmuz gecesinin ve sonrasının toplum tarafından nasıl yaşandığına ve anlamlandırıldığına dikkat çekti. 15 Temmuz’un hafızalarımızda özel bir yeri olduğuna dikkat çekti: “10 yıllık bir geçmiş, yaranın henüz soğumadığı ve henüz üzerinde çapraz analizlere sahip olmadığımız bir süreç olsa da, biz bu hikâyenin bir parçasıyız. Şahitliğimiz var ve bu tanıklıklarımız bizi bugün konuşmaya itiyor. Bugün en azından 10 yıllık bir analizi ortaya koymaya çalışacağız.”

15 Temmuz’u tek bir pencereden okumanın mümkün olmadığını belirten Subaşı, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin farklı hafızaları ve anlatıları olduğunu ifade etti: “15 Temmuz, birbirinden farklı perspektiflerin, stratejilerin ve bakış açılarının iç içe geçtiği, kimi zaman görünür kılınan, kimi zaman görünmez bırakılan bir toplumsal hafıza alanıdır.”
Hafızayı Sürdürmek: Varoluş, Hürriyet ve Toplumsal Öz Güven
“Hafızayı Sürdürmek” başlıklı konuşmasında varoluş, hafıza, hürriyet ve toplumsal öz güven üzerine değerlendirmelerde bulunan Hasan Mert Kaya, 15 Temmuz hafızasının gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine işaret etti. Kaya konuşmasında şunları ifade etti: “Hafıza meselesi çok kıymetli. Unutmamak, hatırlayabilmek çok kıymetli. Çünkü 12 Eylül darbesi olduğunda iki-üç yaşında, dört yaşında çocuk olanlar bugüne onunla ilgili güçlü bir bellek, güçlü bir hafıza getiremediler. Aynı şekilde 15 Temmuz’da yaşanan bu hain darbe girişiminde de küçük yaşta, dört, beş, altı, yedi yaşında olan çocuklar çok fazla bir şey hatırlamayabiliyorlar. Dolayısıyla yaşanan bu kırılmayı gelecek nesillere aktarabilmek çok önemli.”

Toplumsal hafıza zayıfladığında, yaşananların manipülasyona, inkâra ve sıradanlaştırılmaya açık hâle geldiğini vurgulayan Kaya, kuruluşunda görev aldığı Hafıza 15 Temmuz müzesini yalnızca bir müze olarak görmediğini şu sözlerle ifade etti: “Yaptığımız şey aslında bir belleği muhafaza altına almak ve bunu insanlara aktarabilmek, gösterebilmek. Bu nedenle Hafıza 15 Temmuz’u bir müzeden ziyade yaşanmışlığın, tanıklığın ve hakikatin muhafaza edildiği bir bellek mekânı olarak düşündük. 15 Temmuz’un tankları, uçakları, cephaneleri ve planlamasıyla gerçek bir darbe girişimi olduğunu belgelemek, geleceğe karşı taşıdığımız tarihî sorumluluğun bir parçası.”
İstanbul’un En Uzun Gecesi: Sahadan Bir Tanıklık
15 Temmuz gecesinde İstanbul İl Emniyet Müdürü olarak sürecin bizzat içinde yer alan Doç. Dr. Mustafa Çalışkan, “İstanbul’un En Uzun Gecesi” başlıklı konuşmasında o geceye dair tanıklığını ve tecrübelerini paylaştı. Çalışkan şu değerlendirmede bulundu: “1980 öncesinde halkın darbeye sıcak bakması, ‘Biri gelsin bizi kurtarsın’ düşüncesinin toplumda hâkim hâle gelmesi için acımasız bir hazırlık süreci işletildi. 1978 ile 1980 arasında sağcısıyla solcusuyla binlerce insan birbirini öldürürken, müdahale etmesi beklenen bazı devlet görevlileri bu şiddeti durdurmak yerine darbenin olgunlaşmasını bekledi. Nitekim ‘Neden bu kadar geç kaldınız?’ sorusuna ‘Darbenin olgunlaşmasını bekledik.’ cevabının verilebilmesi, toplumsal çatışmanın nasıl darbeye zemin hazırlayan bir araç hâline getirildiğini açık biçimde göstermektedir.”

Çalışkan, o gece dönemin adıyla Boğaziçi Köprüsü’nde yaşananları her şeyin başlangıcı ve çözüm noktası olarak tanımladı; burada kritik kararlar almak durumunda kaldığını ve bunlardan özellikle birinin ciddi etkisi olduğunu ifade etti: “Köprü kapatıldı ve askerler polislerin silahını zorla almak istiyor bilgisi geldiğinde, bunun olağanüstü bir olayın yansıması olduğunu anladık. O anda otomatik olarak yerimden fırladım ve şu emri verdim: ‘Hiçbir polis silah teslim etmeyecek. Gerekirse silahını kullanacak.’ Bu emri sonradan düşündüğümde ne kadar doğru bir iş yaptığımızı daha iyi anladım. Çünkü İstanbul Emniyet Müdürü olarak bu talimatı verdiğinizde, en alt rütbedeki polis memuru artık onu net bir şekilde uygular.”
Birçok noktada beklemedikleri bir akışın olduğunu dile getiren Çalışkan, gece boyu yapılan en önemli şeylerden birinin dengeyi kaybetmemek ve görev bilincinin dışına çıkmamak olduğunu aktardı. O geceye dair tanıklıklığında ordu ile emniyetin ilişkisine dair şu ifadelerde bulundu: “Ben biliyorum ki 1. Ordu Komutanının içinde olmadığı bir darbe başarılı olmaz. Bu 60’ta da, 70’te de, 80’de de böyleydi. Ümit Dündar Paşa ile uzun süredir mesai yapıyorduk. Vatan Caddesi’nden Boğaziçi Köprüsü’ne gidene kadar dört beş telefon görüşmesi yaptım. Kendisine, ‘Komutanım, olağanüstü bir durum var. Askerler polislerin silahını zorla almak istiyor. Biz silah teslim etmeyiz. Siz bizi tanıyorsunuz, ölsek de silah teslim etmeyiz. Ama askerle çatışma ortamı çıkacak. Bildiğiniz bir şey varsa lütfen benimle paylaşın. Şu an yaptığımız konuşma zaruri bir konuşma. Allah muhafaza, biraz sonra askerle polis birbirine kurşun sıkabilir.’ dedim.” Kendisini arayan Ümit Dündar Paşa’nın kimseye ulaşamadığını söylediğini aktaran Çalışkan, “O zaman ‘Ben Boğaziçi Köprüsü’ne geçiyorum. Siz de gelin, Sayın Valimiz de geliyor, beraber değerlendirelim.’ şeklinde bir konuşma geçti. Ümit Dündar Paşa sağ olsun hemen kalktı ve geldi.” ifadelerinde bulundu.
O gecenin ciddi bir koordinasyon ve ortak inanç ile aşıldığını ifade eden Çalışkan, “Polis arkadaşlarıma, ‘Korkan ya da çekinen varsa şimdi ayrılsın, kimseye kızmayacağız.’ dedim. Hiç kimse geri adım atmadı. Herkes görevini yerine getirmek için büyük bir kararlılık gösterdi.” dedi. Çalışkan, 15 Temmuz’u önceki darbelerden ayıran en önemli özelliğin devlet kurumlarıyla milletin aynı tarafta durması olduğunu vurguladı: “Toplum, geçmiş darbelerin oluşturduğu hafızayla hareket ederek yeni bir darbe karşısında ortak bir irade ortaya koydu. Bu birliktelik, darbe girişiminin seyrini belirleyen en önemli unsurlardan biri oldu.”
Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Tarihî Geceyi Anlattı
Forumun kapanış oturumunda, dönemin Adalet Bakanı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Bekir Bozdağ, o geceye ve sonrasına dair tanıklığını “10. Yılında 15 Temmuz’un Hafızası” başlıklı söyleşide paylaştı. Söyleşinin moderatörlüğünü ise darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile televizyon ekranlarındaki canlı telefon bağlantısını gerçekleştiren Banu El üstlendi.

Bozdağ söyleşide,“Hava sahası darbecilerin kontrolündeydi. Böyle bir manzara karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan, kritik bir liderlik gösterdi. Sadece kendisi değil, ailesi de büyük bir cesaret ortaya koydu. Ölüm uçaklarının arasından İstanbul’a geldi, halkın arasına karıştı ve ölümüne bir mücadele verdi. Eğer bir ülkenin lideri ölümüne bir mücadele verirse, halk da onunla beraber ölümüne mücadele verir.” dedi.
Bozdağ, “O gün halk ölmeyi göze aldı. Ölmeyi göze almış bir halkın karşısında durabilecek hiçbir güç yoktur. Bugüne kadar da olmamıştır. Ölümden korkanları yenebilirsiniz. Ama ölmeyi şereflerin en büyüğü kabul eden birini öldürdüğünüzde, o zaten hedefine ulaşmış olur. Türk halkı o gece ölümü göze aldı.” sözleriyle halkın mücadelesine dikkat çekti. Darbe girişimini başarısız kılan en önemli unsurun ölümü göze alan bu kararlı direniş olduğunu belirten Bozdağ, “Meclisin bombalar altında çalışmayı sürdürmesi, millî iradenin teslim olmadığını bütün Türkiye’ye gösterdi. O gece millet, lideri ve temsilcileriyle birlikte demokrasisine sahip çıkarak tarihe geçen ortak bir irade ortaya koydu.” diyerek o gece hakkında düşüncelerini dile getirdi.
Enstitü Sosyal ev sahipliğinde gerçekleşen “10. Yılında 15 Temmuz’u Hatırlamak” Forumu, darbe girişiminin hafızalarımızda kalan farklı boyutlarını, toplumsal etkilerini ve Türkiye’de süreç içinde yaşanan kırılma noktalarını değerlendirdi. Forum, bu değerlendirmelerin ilerleyen dönemlerde de araştırmalar, özel haberler, o gece şehit ve gazi olanların hikâyelerini konu alan çalışmalar, filmler ve sanat eserleri ile sürdürülerek gelecek nesillere aktarılması temennisi ile sona erdi.