Enstitü Sosyal, “Türkiye’de Öğretmenlik Mesleğinin Profili ve Bir Model Önerisi” Başlıklı Politika Notu’nu Yayımladı
Enstitü Sosyal, Türkiye’de öğretmenlik mesleğinin geleceğine yön verecek bir çerçeve sunan yeni politika notu “Türkiye’de Öğretmenlik Mesleğinin Profili ve Bir Model Önerisi”ni yayımladı. Çalışma, Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan tarafından hazırlandı ve Türkiye’nin eğitim sistemi için bütüncül, uygulanabilir ve öğrenme merkezli bir öğretmenlik modelini ilgili paydaşlara ve tüm kamuoyuna sundu.
Politika notu, Türkiye’nin köklü öğretmen yetiştirme geleneğini günümüzün küresel dönüşümleriyle birlikte ele alarak yalnızca teknik yeterlikleri değil, öğretmenliğin bilgi, beceri, tutum ve değer alanlarından oluşan çok katmanlı yapısını görünür kılıyor. Tanzimat’tan bugüne kadar, Türkiye’nin öğretmen yetiştirme alanında köklü bir tecrübeye sahip oluşu ve toplumsal ihtiyaçlara uygun öğretmen yetiştirme modelleri arayışının hep sürmesi, bugün için de bu deneyimlerden hareketle güncel ihtiyaçlara yönelik yeni bir rota çizmemiz gerektiğini gösteriyor. Özellikle öğrencilerin değişen öğrenme alışkanlıkları, yapay zekâ araçlarının eğitimdeki rolü, dijitalleşmenin hem yararlı hem de dezavantajlı bir konumda öğrenmeyi etkileyen etmenlerden birine dönüşümü, bugün öğrenmeyi merkeze alan bir öğretmen profilinin nasıl olması gerektiğini yeniden düşündürüyor. Bu yönüyle politika notu, Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere öğretmen yetiştiren ve eğitimci istihdam eden tüm kurumlara yönelik somut politika önerilerini içermekle birlikte, günümüzün ihtiyaç duyulan ve talep edilen öğretmen profilini betimliyor.
Öğrenme Merkezli Öğretmenlik: Yeni Modelin Çekirdek İlkesi
Politika notunun merkezinde öğrenci odaklılıktan daha kapsayıcı bir anlayışa uzanan “öğrenme merkezli yaklaşım” yer alıyor. Bu yaklaşım, öğrenmeyi tek aktörlü bir süreç olmaktan ziyade, öğrencinin biyolojik, bilişsel, duygusal, kültürel ve çevresel tüm katmanlarıyla birlikte gelişen çok yönlü bir etkileşim alanı olarak tanımlıyor.
Öğrenme merkezliliğin öğretmenlik modeli açısından önemi özetle şu şekilde açıklanabilir: Bu modelle öğretmen, sadece bilgi aktaran değil, öğrenmeyi tasarlayan ve bu süreci yöneten bir aktöre dönüşür. Kalıcı öğrenme için gerekli nörobilimsel ve dilsel altyapının zayıfladığı günümüzde, öğretmen, sınıfının ihtiyacına yönelik olarak gerekli öğrenme aşamalarını belirler ve uygular. Bu modelde öğrenme, hem pedagojik hem de sosyal bir süreç olarak ele alındığından, öğretmenlik profili, sosyal duygusal becerileri güçlü şekilde içeren bir mesleki kimlik hâline gelmiştir.
Öğrenme Merkezliliğin Etrafında Şekillenen Sosyal Duygusal Beceriler
Model, etkili öğretmenliğin yalnızca pedagojik teknikler ve yöntem repertuvarıyla açıklanamayacağını, bunun aynı zamanda güçlü bir sosyal-duygusal kapasiteye dayandığını gösteriyor. Bu kapasite, öğretmenin duygularını düzenleyebilmesi, öğrencide güven duygusu inşa edebilmesi ve nezaket ile sorumluluk bilincini mesleki pratikte sürdürebilmesiyle somutlaşıyor. Öğrencinin dünyasına nüfuz edebilen bir sevgi ve empati dili kurmak, aidiyet duygusu oluşturmak ve farklı sosyoekonomik koşullara duyarlı bir ilişki biçimi geliştirmek bu çerçevenin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Aynı şekilde, farklı öğrenme hızlarına ve farklı geçmişlere sahip öğrencilerin ihtiyaçlarına adaleti gözeten bir yaklaşımla yanıt verebilmek, öğretmenin öz güvenini ve mesleki saygınlığını sınıf iklimine ve öğrenci motivasyonuna taşıyabilmek, değişen koşullara ve farklı öğrenme profillerine—dijital çağın gereklilikleri dâhil—esneklikle uyum sağlayabilmek de öğrenme merkezli öğretmenlik profilini belirleyen alanlar olarak öne çıkıyor.
Bu tablo, öğretmenlik deneyiminin bizzat kendisinin sosyal-duygusal beceriler gerektirdiğini ve bu becerilerin öğretme süreçlerini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Başka bir deyişle öğrenme, yalnızca bilişsel bir süreç değil, güven, duygu düzenleme, empati ve aidiyet gibi duygu ve becerilerle birleştiğinde “gerçek öğrenme”ye dönüşen çok katmanlı bir deneyim. Bu nedenle okul ortamı, yalnızca akademik kazanımların değil, aynı zamanda öğrencinin karakter gelişiminin de tamamlandığı bir alan hâline geliyor.
Politika Önerileri: Kurumların Sorumluluğu Yeniden Tanımlanıyor
Öğrenme Merkezli Öğretmenlik politika notu, öğretmenlik profilinin güçlendirilmesini yalnızca bireysel çabaya değil, kurumsal tasarıma dayandırıyor ve bu doğrultuda üniversitelerden istihdam süreçlerine kadar uzanan hat boyunca uygulanabilir öneriler sunuyor. Buna göre öğretmen yetiştiren kurumlar, aday seçiminden itibaren mesleki profil göstergelerini esas alan bir yetkinlik çerçevesi kullanmalı; adayları yalnızca akademik başarı üzerinden değil, öğrenme merkezli düşünme, sosyal-duygusal kapasite ve kavramsal derinlik gibi alanlardaki potansiyellerine göre değerlendirmelidir.
Politika notu, aynı zamanda öğretmen istihdam eden kurumların (başta MEB) yazılı ve sözlü değerlendirme süreçlerinde bu göstergelerden yararlanmasını, aday ve deneyimli öğretmenler için göstergelerin farklı ağırlıklandırma yöntemleriyle kullanılmasını öneriyor. Hizmet içi eğitimlerin ise klasik kurs mantığından çıkıp öğretmenlerin sürekli öğrenme döngüsünü besleyen “öğrenme laboratuvarları”na ve yaşam boyu öğrenme merkezlerine dönüşmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşımı tamamlayacak biçimde, 2017 tarihli Öğretmenlik Mesleği Yeterlikleri’nin Türkiye’nin kültürel bağlamını da içerecek şekilde güncellenmesi ve öğretmenliğin yalnızca “ne bildiği” ile değil, “kim olduğu” ve “nasıl davrandığı” ile kurulan bütüncül bir mesleki kimlik olarak ele alınması gerektiği öne çıkarılıyor.